Yugoslavya Tribünlerinde siyaset

Balkan tribünleri özellikle de Yugoslav tribünlerinden bahsettiğimizde siyasete dokunmadan bir şeyler söylemek çoğu zaman imkansız oluyor. Takımların isimleri bile kendilerini ele veriyor; gerçi bir çoğu artık tarihin, Yorgun Demokrat şarkısında “bu yolda dönenler oldu” kısmına düşüyor. Ama siyaset tribünleri terk etmiş değil. Savaşın halen fiili olarak olmasa da zihinlerdeki devamlılığı da buna etken elbette.
Partizan,Kızılyıldız,Hajduk,Dinamo…Bu isimleri çoğaltmak mümkün. Her birinin kurulurken temsil ettiği çok net değerler vardı. İrili ufaklı olarak değinmeye Sırbistan’dan başlayalım. Partizan, Yugoslav Halk Ordusu subayları tarafından kurulan takımın anti faşist temeller üzerine kurulduğunu söylemek abes olacaktır. Tıpkı “Kızıl Yıldız” ismini almış anti faşist gençlerin kurduğu en büyük rakiplerinde olduğu gibi.
İki takım da Yugoslavya’da benzer hedeflerle kuruldular siyasi olarak. Taraftarları da bunun etrafında şekillendi. Hatta anti faşist ilkelere bağlılıkları bile rekabetin parçası haline geldi. Peki bugün? İki takımın tribünleri de kuruluşlarına ihanet edercesine faşizmin zirve noktasını yaşıyorlar neredeyse! Yahudi düşmanlığı, Müslüman düşmanlığı, homofobi, zaman zaman taşan Türk düşmanlığı onları tanımlamak için basit anahtar kelimeler… Kızılyıldız’dan Delije, tribünlerinde Türk bayrağı yakar, Partizan’dan Grobari Gay Pride yürüyüşüne karşılık Kızılyıldızlılara çağrı yapar “gelin Sırp değerlerini sokakta birlikte savunalım!” Son olarak Partizan tribünlerinde Yahudilere hakeret içeren bir pankart açılmıştı. En önemlisi ise İstanbul’da Marko’nun ölümünden sonra artan Türk düşmanlıkları. İki tribün de Galatasaray özelinde Türklerden yeniden nefret etmeye başladılar. İki faşist diyebileceğimiz tribünün nefret albümünde şunlara da yer var: Hırvatlar, Bosna Hersekliler, Arnavutlar, Kosova’nın Sırbistan’a dahil olmadığını söyleyen herkes…
Bu iki takımı bu konuda yaya bırakacak takım ise Sırbistan’da FK Rad! Neo-Nazi olduklarını her fırsatta United Force grubunun kemik bir deplasman kitlesi de var. Her deplasman maçlarında özellikle bu kitle Nazi işaretleri ile tribündeki yerlerini alırlar. Marko’nun ölümünün ardından da “Türklerin kanını ilk kim akıtacak?” pankartı açmışlardı.
Hırvatistan’a geçersek Bad Blue Boys ile Torcida karşımıza çıkıyor. Hajduk, Yugoslava’da Tito’nun taraftarı olduğu takım olarak bilinir. Futbolla pek ilgisi olmayan Tito bu taraftarlığın sebebini şu şekilde açıklar:
“Anti faşist taraftarları ve taraftarlarının anti faşist mücadelesi nedeniyle kendime Hajduk’u yakın görüyorum.”
Bugün o tribünlerde Ustaşa sempatizanları ve Ustaşa bayrakları açılıyor her fırsatta. Tribün liderleri Ustaşa sempatizanı olduklarını gizlemiyor. Hajduk’un tarihine baktığımızda ise Ustaşa’ların öldürdüğü futbolcuları ve Ustaşa’lara karşı ayakta kalmaya çalışan bir kulüp yapısı karşımıza çıkıyor.
Bad Blue Boys ise Ustaşa kimliği ile artık nam salmış durumda. Hatta öyle ki Milano’da İtalya-Hırvatistan maçında Ustaşa bayrakları görüldüğünde “olaylarda BBB’nin parmağı var” denilerek kestirmeden çözüme gittiler. Geçtiğimiz ay futbolu bırakan Dinamo kaptanı olan Josip Simunic de İzlanda maçının ardından Ustaşa’lara özenerek mikrofondan “Vatan için!” diye bağırmış tribünlerden “Hazır” cevabı almıştı. BBB’liler Simunic’i hep ayrı bir yere koyar bu nedenle, kaptana saygı müessesinden öte bir sebeple. Simunic ise “Ben Ustaşa sempatizanı değilim” desin dursun!

Bosna Hersek’te ise siyasetin belirgin olarak tribünde yer bulduğu bu kadar uç örnekler yok. Ama Sarajevo’nun Horde Zla’sını milliyetçi kategoriye sokabiliriz. Sarajevo’yu kuran Yugoslavya Komünist Parti kadrolarıydı. Komünist kadrolar ilk yıllarda takımda da yer bulabiliyordu, taraftar kitlesini söylemeye ise gerek yok. Bosna Savaşı coğrafyada bir çok şeyi değiştirirken Sarajevo tribünleri de değişiyordu. Savaşta yer alan Sarajevo taraftarlarından hatta futbolcularından bahsediliyor. Komutanlık seviyesine yükselmiş Sarajevolu taraftarlar bugün bile övünç kaynakları. Bugün ise savaşın esintileri onlarda milliyetçiliği miras bırakmış durumda. Farklı dinlere, milletlere daha mesafeliler ve taraftar kitlesi Müslümanlardan kurulu. Rakiplari Zeljeznicar ise onların aksine daha kozmopolit bir tribün yapısına sahip. Milliyetçilikle mesafeli de duran Zeljo tribünlerinde farklı dinlerden , milletlerden insanları da görebilirsiniz. Bunda takımın “mahallesi” olan Grbavica’nın da etkisi büyük elbette.
Yugoslavya’da başta da söylediğim gibi siyasetten bağımsız bir şeylerden söz etmek zor. Zaten onlar buna siyaset demeyecek kadar kanıksamış durumdalar. En belirgin örneklerle değindiğim takımların isimleriyle tarihleriyle çelişkili bugünleri biraz da Yugoslavya’nın Balkan coğrafyasının kronolojisi gibi zaten…

Sopalı Pankart Fanzin #9 | Yugoslav Futbolu

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

admin