Türkiye’de Ultra kültürü hakkında yanlış anlaşılmalar

5 Mayıs 2014 tarihli “Ultra,Bitmeyen Antagonizm” başlıklı bir Sopalı Pankart yazısında , 26 Nisan günü Inter – Napoli maçında Inter Ultralarının açtığı bir koreografiden bahsetmiştik. Yazıda, “Ultralar daima antagonist duruşları ile topluma vazgeçilemeyecek değerlerini suratlarına tokat gibi yapıştırıyor” yazıyordu. Peki koreografide ne yazıyordu ?

“medya tribüncülere önem vermez, fakat taraftar coşkulu tezahüratları ile tribünü canlı tutuyor. Tüm bunları çıkarın futbol bir hiçtir! Futbol tutku dolu bir hikayedir ve sonsuza kadar böyle kalacak! Tutkusuz futbol ruhsuz, ölü bir bedene benzer. Çayırın üzerinde bir topun peşinde koşan 22 kişi. Futbolu kıymetli kılan Tribünde Taraftardır!

Bu bir yaptırımdır. Bu somut bir örnektir. Türkiye’de “Ultrasçılık oynamayın,sen Ultras değilsin,Türkiye’de Ultras olmaz” gibi gülünç söylemler yapılırken Italyan Ultraları postalarını koyuyordu. Malesef Türkiye’de Ultra kültürü yolunda izlenilen bir yol yok. Tamamen sosyal medya egemenliğine geçmiş bir futbol tribünü ve bunu yöneten bir banka ile yöneticiler ve federasyon mevcut.

Mentalite olarak tamamen farklı boyutta olan İtalyan tribünleri ki sürekli bu örneği vermemin sebebi favori tribünlerim olduğundandır, yıllardır süre gelen siyasi derinliği olan Ultra-Polis çatışmaları ve hükümetlerinin Ultraları becerme çabası tribünleri uyandırmıştı. Bunu nihayetinde anlayan ve karşı cephe oluşturmanın tribünler arasında birlik ve beraberlikten geçtiğini bilen İtalyan Ultraları,karşılıklı gelen ölümler beraberinde Manifesto Degli Ultras’ yani Ortak Ultra Manifestosunu getirmişti. Tribünler onları yok etmek isteyenleri tanıyor,biliyordu.

Ülkemize dönüş yaptığımızda taraftarın tek sikilmediği yeri kulağının arkası olduğunu malesef ki tribünler biliyor. Ve hiç bir şey yapmıyor. İşte bu noktada Avrupa tribünleri ile Türk tribünleri arasındaki fark ortaya çıkıyor. Aslına bakarsanız bu kültür ve düşüncenin Türk tribünlerine yansımasına bakmak istiyordum fakat bu fikrimden vazgeçtim. Tabandan başlamak istedim.

Dile gereksiz yere pelesenk olan Ultras sözünün aslında Ultralar anlamına geldiğini,Ultrasçılık lafının aslında ” Ultralarcılık”, sen ultras olamazsın lafının aslında ” Sen Ultralar olamazsın” anlamına geldiğini anlatmak istedim. Kültürün adının Ultra kültürü olduğunu,ve bu Ultra kültürünü yaşatanların Ultralar olduğunu ve Ultra’s diye yazıldığını belirtme ihtiyacı gördüm. Pankartlarının yapıldığı Ultras kelimesinin pankartlarda ULT ( görsel ) RAS diye yazılmadığının, aslında ULTRAS olarak birleşik yazıldığını söylemek istedim. Raconu budur.

Ayrıca Ultralar için pankart çok önemlidir. Namustur denir ya. Ondan işte. Eğer bir tribün grubu bir olayı protesto ediyor ve tribüne girmiyorsa pankartları da tribünde yer almaz. Pankart grubun orada olduğunun göstergesidir. Eğer bir grup passoligi protesto ediyor ise pankartını asmamalı,tüm tribünsel faaliyetlerini durdurmalı,bırakın koreografiyi bayrak bile sallamamalıdır. Kısaca o tribünde olmamalıdır. Bilmelidir ki sistem onu fişliyor. Örnekleri Avrupa’da mevcut. Denenmiş,yaşanmış ve iptal edilmiş şekilde..

Türkiye’de bırakın Ultra hareketini, içinde bulunduğu durumu görüp ses çıkartmayan o kadar taraftar var ki. Hiç bir şekilde tepki göstemeyip protesto etmeyen.. Gezi olaylarında çarşı adı ile ortam yapan fakat adliye kapılarında yalnız bırakan.. Kendi tribüncüsünü “ebiletehayır” diye bağırdığı için polise okuyan.. Yönetimlerle işbirliği içinde olup bedava passolig dağıtan.

Passolig karşıtı toplantılar yapıp yönetime yakın olan,passolig dağıtan,cebine passolig koyup “passoligi biz tribünde protesto edeceğiz” diyen ve bizim halen göremediğimiz o esrarengiz protestolar !

Bunlar tribünlerde halen devam eden durumlar. Malesef ki Ultra hareketi buradan çıkmaz. Rant her zaman tribünleri bitirir. Bozuk sisteme karşı yapılan direniş ve gösterilen tepki çok önemlidir. Biz nerede yanlış yapıyoruz sorusu ve tribünleri nasıl geri kazanırız düşüncesi bize tribünlerimizi geri getirir. Tribünlerin ihtiyacı olan şey sadece özgüvenidir. Özgür tribünler için mücadele çok uzak değil sanıldığından da yakındır aslında.
Sokaktan gelen bir futbol ve sokaktan gelen bir taraftar kültürüne sahibiz. Ultra kültürü tam aksine sokak kültürü ile tamamen uyuşabilir Türkiye’de. Sonuçta Ultra kültürü de sokak tabanlıdır. Gizliliği vardır. Kendine ait bir raconu,isyankar bir yönü vardır.

” Ultraların dünyası şizofren, irrasyonel, radikal, romantik ve bir o kadarda acımasızdır.”

Ultralar sokağın nabzını yansıtır. Halkın aynasıdır. Sistem bunu bildiğinden uğraşı tribünlerin ve taraftarların üzerinedir. Bu bariz görülen bir görüntüdür. Gelin bunu geri alalım. Avrupa’da görüntülerini izleyip hayalini kurmak zorunda bırakıldığımız tribünlere dönelim. Bizler bunu fazlasıyla hak ediyoruz.

Son olarak, tribünlerin sahip oldukları tarzlar vardır. Taraftarlar giyimleriyle bunu yansıtırlar.Bu başlı başına bir kültürdür ve sonuna kadar desteklerim. Fakat ne marka giydiğin,ne yazıp çizdiğin,tshirt renginin,gözlük camının ne renk olduğu değil bu güne dek ne yaptığın önemlidir. Gizliliğini ne kadar koruduğun,söylemlerin ile yaptıklarının ne denli uyuştuğudur. Yanınızdan geçen birinin aslında kim olduğunu asla bilemezsiniz.

Gizli ve Ultra Kalın.

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

admin