Türkiye Kupası finali hikayeleri #2 |Eskişehir

KUPA FİNALİ – KONYA 2014

 

Dile kolay Türkiye Kupasında final görmeyeli tam 27 yıl olmuş. Aslında çok daha önemlisi bu geçen 27 yılın 17 yılı alt liglerde geçmiş, bu dönemde lig çıkmak için 3 önemli play off finali harici bir heyecan yaşamamış bir camianın küllerinden yeniden doğuşu anlamına geliyordu bu final. Tribün dinamiğini oluşturan genç kesim için ayrı bir heyecanı vardı bu finalin. Bir çok süslü cümle ile anlatılabilir bu duygu ama bulunan tek bir slogan o süslü cümlelerden çok daha çarpıcıydı : “hikayelerle büyüyen çocuklar şimdi #kupayauzanıyor

 

1

Antalyaspor maçından sonra kalbi Eskişehirspor için atan 7 den 70’e herkesin heyecanını, duygusunu yansıtan bu slogan pankartlara dökülmüştü. Şehrin çeşitli yerlerine asılmıştı. Bu heyecan altında kupa finalinin oynanacağı yer merakı kaplamıştı hepimizi. Kulislerde dolaşan Şanlıurfa Gap Arena söylentileri bir taraftan bizler tarafından hoş karşılanmasa da, bir taraftan uçak biletleri araştırılmaya, yolun kaç saat tutacağı, kaç gün izin koparmaya çalışacağımız düşünülmeye başlanmıştı. Hatta bu dönemde gerek taraftarlar gerek yönetim maçın Galatasaray’ın sahibi olduğu TT Arena da %50-%50 oynanmasını teklif etmişti TFF’ye. Yapılan toplantıda kupa finalinin adresi Konya Atatürk Stadyumu olarak belirlenmişti.

Eskişehir tarafı için Konya; ulaşım açısından büyük bir avantaj olmasına rağmen kapasite yönünden hoş karşılanmayan bir yer belirlenmişti. 22.000 kapasitesi olan bir stadyumun yarı yarıya bölüşüleceğini düşündüğümüz zaman bize ayrılacak bilet sayısının 10.000’i geçmeyecek olması şehirde hoşnutsuzluk yaratmıştı.

Bu durum hepimizde hoşnutsuzluk yaratmış olsa da endüstriyelleşmiş futbol sektöründe tüm tribüncülerin özlemle yad ettiği gişe önünde sabahlama olayı  belki de son kez yaşanacaktı. E-Bilet ve Passolig denen günümüzün saçma uygulaması (Bu arada sözü geçmişken #E-BileteHayır) kupa finali için uygulanmayacaktı. Biletlerin satışa çıkacağı günün gecesinden gişeler önünde sabahlama başlamıştı.

2

Sınırlı sayıdaki biletleri almak için Eskişehirde yaşayanlar gişe nöbetine, gurbette yaşayanlar ise Tff internet sitesinde bilet nöbetine başlamıştı. Satışa çıktıktan kısa bir süre sonra Eskişehirspor taraftarına ayrılan biletler tükenmiş telefon trafiği başlamıştı. Herkes tanıdıklarını arayıp bilet alıp alamadığını sormaya başlamıştı. Bilet alanlar ise deplasman organizasyonlarını planlamaya başlamıştı. TCDD mail yağmuruna tutulup YHT için ek sefer konulması talepleri iletilmişti. Yönetim hem otobüs hem tren organizasyonu düzenlemişti. Bunların haricinde Eskişehir’in tüm mahallelerinde münferit organizasyonlar düzenlenmişti.

Bütün bu organizasyonlar tamamlandıktan sonra maç gününe kadar heyecanlı bir bekleyiş yaşanırken “problem? tayfa” için günlerce sürecek hazırlık dönemi başlamıştı. Bir çok el emeği pankart hazırlandı. Eskişehirspor tribünleri için bir çok güzel işe imza atmış bu genç kardeşlerimiz (ki bir çoğu 6222 denilen dandik uygulama mağduru) maça giremeyeceklerini bilmelerine rağmen sabahlara kadar emek harcadılar. Buradan kendilerine selam ederim. Bu arkadaşlarımızın çalışmaları maçtan 1 gün önce Konya Selçuk Üniversitesi ÜniEses oluşumu yardımıyla Konya Atatürk Stadyumu setlerine asıldı.

3

Artık 2. bir Konya çıkartması için Eskişehirspor taraftarı hazırdı. Taraftar gerekli hazırlıkları tamamlamış artık tek bir beklentisi kalmıştı “Şampiyonluk tükenmiş nefeslere, Sinan’a Edizler’e hediyemiz olacak” . Bu final maçına bir çok anlam yüklemiştik ama manevi olarak hepimizin tek bir amacı vardı : Eskişehirspor forması için ter dökmüş vefat eden oyuncularımıza (Sinan Alaağa., Ediz Bahtiyaroğlu, Necdet Yıldırım) ve bu uğurda göçüp giden taraftarlarımıza götürecektik kupayı…

Final maçı arifesinde bayramlıklarını hazırlayan çocuk heyecanıyla giyilecek kıyafetler hazırlanmıştı. Gözler heyecandan kapanmıyor, uykular kaçıyordu. Sabah olmak bilmedi bir çoğumuz için.

Büyük gün gelmişti. Hazırlanan kıyafetler giyilmiş tribün jargonunda çok tutulan totemler yapılmış hayır dualarıyla evlerden çıkılmıştı. Yüksek hızlı trenler, normal trenler, otobüsler, minibüsler, şahsi araçlar teker teker yola çıkmaya başlamıştı.

4

Benim ulaşım aracım ise saat 12:00 da kalkacak YHT’di. Sanki uyuya kalacakmışım gibi geceden alarmı saat 10:00’a kurmama rağmen saat 07:00 da kalkmıştım. Vakit geçmek bilmiyordu. Evde afakanlar basıyordu. Sosyal medyada yola çıkanların haberlerini okudukça fotoğraflar düşmeye başladıkça evde duramaz oldum. En azından gidenleri yolcu ederim diyerek erkenden evden çıktım. İstasyona gittiğimde hemen herkesin benim gibi bir ruh haline sahip olduğunu gördüm. Yolculuğa saatler varken toparlanmıştık garda. Meşaleler yanıyor, torpiller eşliğinde en güzel besteler söyleniyordu. Tribünden bir çok tanıdık sima ile karşılaşılıyor sanki 10 yıldır görüşmemiş gibi hasretle kucaklaşıyorduk. O ara yanımıza tanıdık bir sima yanaştı. Trenin hangi perondan kalkacağını sordu. Hepimiz bir anda şaşırdık. Şaşırma sebebimiz final maçı için Konya’ya gidecek olan bu tanıdık simanın Hakan Aysev olmasıydı.

5

Kendisinden klasik tribün gevşekliği ! içinde bir opera patlatmasını (malum opera) rica ettik. Gür bir “EsEsEsKiKiKi Eski Eski Es”  şeklinde karşılık alabildik ancak.  Trenimizin hareket saati geldi. Tren tren olalı bu kadar eziyet görmemiştir sanırım. Diğer trenlerden gelen haberlerde bizim yaşadıklarımızla paralellik gösteriyordu. Besteler tezahüratlar bol alkol eşliğinde tüketiliyordu. Konya istasyonuna yaklaşınca meşaleler torpiller hazır edilmişti. Klasik deplasmana iniş görüntüleri için hazırlıklar yaşanmıştı. Tren kapıları açılınca meşaleler tek tek yanıyor, torpiller patlıyor dillerde “Eskişehir sen çok yaşaaaaa” eşliğinde Konya’ya geldiğimizi duyuruyorduk. Bir detay daha vermek gerekirse 2 sene önce UEFA kupasından karşılaşıp sıcak ilişkiler içine girdiğimiz İskoçya’nın St.Johnstone Fc kulübünün taraftarlarından 4 kişi destek amaçlı İskoçya’dan Eskişehir’e gelmiş, bizlerle deplasmana gidiyordu. İlk heyecan dalgası geçtikten sonra hepimiz amaçları doğrultusunda dağıldık. Kimi Mevlana müzesini gezmeye kimi meşhur etli ekmek yemeye kimi demlenecek uygun mekan aramaya başlamıştı. Bizim arkadaş grubunun tercihi etli ekmek yemek olmuştu. Tribünde sağlam durabilmek için alkol alkol almamayı kararlaştırmıştık. Araştırmalar sonucu Havzan denilen yerin meşhur olduğunu öğrendik. Bulunduğumuz konumdan uzak olduğu için taksiyle gittik. Mekanda hem Eskişehirsporlu hem Galatasaray taraftarlarının bulunması ufak tefek ters bakışlar harici herhangi bir gerginliğin olmaması günün güzelliklerinden biriydi (Daha sonra gelen haberler herkesin bu şekilde sağduyulu olmadığı yönündeydi).  Dönüşte aslında mesafenin çok olmaması ve  maç saatine daha çok vaktin olması sebebiyle yürüyerek dönme kararı almıştık. Daha mekandan yeni çıkıp yürüyorduk ki yanımızda 3 kişinin bulunduğu bir araç durdu. hoş geldiniz beş gittiniz muhabbetinden sonra Konyasporlu olduklarını  söyleyen arkadaşlar tarafından stada kadar bırakabilecekleri teklifi geldi. Bizde bu teklifi reddetmedik.  Arabaya karga tulumba toplamda 7 kişi sıkışarak bindik. (Buradan o arkadaşlara da selamımızı yollayalım) Stadyuma yakın bir kafede biraz daha vakit geçirdik. İçimizdeki heyecana yenik düşüp maçtan 3 saat önce tribüne girme kararı aldık. Ki doğru bir karar olduğunu tribün girişlerinde anladık. Kapı önlerinde yığılma başlamış, klasik polis-taraftar gerginliği yaşanıyordu. Hengame arasında kendimizi tribüne attığımızda bize ayrılan yerin yarısından fazlası dolmaya başlamıştı.

1995 play off finalinden sonra ilk defa geliyordum Konya Atatürk Stadyumuna. O tarihten bugüne köprünün altından çok sular akmış. Bazı tribünlerin üstü kapanmış, tribün blokları arasına tel örgüler çekilmiş vs. Tribün tozu yutmuş taraftarlar ve kemik tayfa maraton tribünü bloklarında toplanma kararı almıştık. Fakat üstün zeka ürünü olduğu anlaşılan saçma sapan bir uygulamayla aynı katagori ve aynı bilet fiyatından satılan maraton bloklarının ortadan ikiye tel örgüyle ayrıldığını görmek şaşırtmıştı hepimizi. Aynı tribünde olmayı beklerken ayrılmıştık. Bu tribünleri ayıran tel örgü ve kapıyı açtırmak için çok uğraş verildi. Önce rica edildi! ardından yüklenildi. Fakat takviye gelince başaramadık. Zaten bize ayrılan tribünün tamamına yakını dolmaya başlamıştı. Enerjimizi destek için saklamamız gerekiyordu. Fakat klasik Eskişehirspor tribünü gazıyla maça 2 saat kala besteler birer birer patlamaya başladı. Maça çok var saklayın enerjinizi desek de biriken adrenalin bir şekilde patlamaya sebep oluyordu.

 

 

Kâh otur kâh kalk 2 saati bu şekilde geçirdik. Maça 10 dakika kala meşhur EsesBando (bana göre yanlış bir zamanlama) “espana cani” bestesine girince takımın sahaya çıkacağı zaman yakılacak meşaleler birer birer yanmaya başladı. Tribünün en güzel görsellerinden biri olan meşaleler ile birlikte güzel bir ortam yakalandı. Galatasaray tribünüde dolmaya başlamıştı. Klasik tribün atışmalarıyla ortam daha da ısındı.

Maç içinde tribünsel anlamda Eskişehirspor cephesi olarak biz daha avantajlıydık. Hem 27 yıllık bir özlem hem de tribünü dolduranların tamamına yakını tribün kültürünü almış kişilerden oluşması yapılan tribünlerde bizi ne çıkarıyordu. Tek dezavantajımız senkron sorunuydu. Yabancısı olduğumuz bir stadyum yabancısı olduğumuz bir heyecan maçın ilk dakikalarında kendini göstermişti. Kısa sürede toparlandık. Karşılıklı beste söylemek daha etkiliydi. Kale arkası ve kapalıyla karşılıklı beste söylendiğinde etkili olmaya başlamıştık. Stad akustiği çok kötüydü (İtalyanların fi tarihinde tasarladığı stadlardan daha ne beklenirdi ki ) Galatasaray tribünü devamlı hareket halindeydi ama sesleri bize ulaşmıyordu. Dakikalar 34’ü gösterirken Galatasaray tribünlerinde meşaleler yanmaya başladı. Bizim tarafta hoşnutsuzluk baş gösterse de ben şahsen ortaya çıkan görüntüden hoşlanıp gülümsedim. O dakikaya kadar daha etkili olduğumuzu düşündüğüm tribünde Galatasaray meşale gazıyla etkili olmaya başlamıştı. Kısa süren durgunluğun ardından tekrar yüklenmeye başladık. İlk yarının bitiş düdüğü biraz olsun nefes aldırmıştı bize. 2. Yarı ile birlikte tekrar yüklendik. Biz yüklendikçe takımımız da yüklenmeye başlamıştı. 62:22. dakikada bizim taraftan ortaya tekrar meşaleler çıktı (62:22 yakma sebebimiz anlaşılmıştır elbette) Ayrıca Galatasaray kale arkasındaki apartmanın en üst katından maça giremeyen 6222 mağduru arkadaşlar da meşaleleri yakmıştı. Tribünde tempo en üst düzeyine çıkmıştı. (Ah o dakikalarda baskıyı arttıran takımımız araya bir gol sıkıştırsaydı ne olurdu sanki) Fakat 70. dakika civarı yapılan bir hatadan yenilen gol sonrası tribün tempomuz düştü. Destek yerine, yenilirken su gibi akan süreyi takip etmeye başladık. Haliyle Galatasaray tribünü tempoyu arttırmıştı. Tribünü toparlamak için uğraşıyorduk ama hak verirsiniz ki insanlar endişeliydi. Tribünü bırakmış endişeli gözlerle sahada olan biteni izlemeye başlamıştık.

Bitiş düdüğüyle birlikte endişe yerini derin bir hüzne bırakmıştı. Kısa süren sessizlik arkasından takımı tribüne çağırıp kalan son gücümüzle “sen şampiyon olmasan da” demezsek tribün kültürüne  ihanet edecekmişiz gibi bir psikoloji oluştu tribünümüzde. Nitekim takımı çağırıp şampiyon olmuşçasına son defa desteğimizi gösterdik. Bir tarafta Galatasaray futbolcuları tribünleri ile şampiyonluklarını kutlarken bir tarafta biz Erkan Zengine üçlü çektiriyorduk.

Tribünden çıktıktan sonra tüm taraftarlarımızda doğal olarak hüzün ve hayalkırıklığı vardı. Stadyuma yanaşan otobüslere sessizce binip koltuğa oturup boş gözlerle uzaklara bakan binlerce insan düşünün işte o anda. Karnaval gibi başlayan bu kupa serüveni “bir daha kim bilir ne zaman bir final görürüz ya da görebilecekmiyiz” cümleleriyle son buluyordu.

 

1995 de gurur ve sevinçle döndüğümüz Konya’dan bu sefer yine gururla ama hüzünlü dönüyorduk. Taraftar olarak biz üzerime düşen görevi fazlasıyla yapmanın gururunu yaşıyorduk.

Sürç-i Lisan ettiysem af ola……

 

 

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

semtimiz sevdamiz