Tribünü bırakmak

“Yok aga, oluru yok… Yürümez böyle..”
“Deplasmandı, coptu, sabahlamaydı, parktı, taşlamaydı… Baba bir yere kadar be…”
“Hoca okul gidiyor bir yandan… toparlamak lazım inceden…”
Aga, baba, hoca derken oldu işte, koptum sonunda tribünden..
Aslında bu ayrılışın nedenini de halen tam olarak bilemiyorum.
Tribünün bir takım negatif getirilerinden hiçbir zaman gocunmadım; sosyal yaşamda tasvip edilmeme, şiddet olayları, alkol vb. alışkanlıkları daimi kılması, uykusuz geceler, uzun yolculuklar…
Bunlar değildi sorun. Çoğunu da bir ritüel gibi, büyük bir zevkle gerçekleştiriyoruz çoğumuz… Kendi grubumuzda yaşadığımız onlarca yakışıksız olaya günahı yükleyip, nedenler üzerinde durmadan, biraz yansımalardan ve getirilerden bahsetsem daha iyi olacak sanırım.

İlkokul biter, geriye dönersin fotoğraflara bakarsın… güzeldir, hüzünlenirsin…

Ortaokul biter, geriye dönersin fotoğraflara bakarsın… güzeldir, hüzünlenirsin…

Lise biter, geriye dönersin fotoğraflara bakarsın.. güzeldir, hüzünlenirsin…

Tribünü bırakır, geriye dönersin fotoğraflara bakarsın.. güzeldir, KAHROLURSUN!

Çünkü hepsinden farklıdır. Sen yoksundur ama herşey bütün şamatasıyla, canlılığıyla aynen devam ediyordur. Haa aslında aynen devam etmiyordur. Senin yerine hiç tanımadığın, daha önce hiç görmediğin gençler gelmiş, racon keser olmuştur. Seni tanımazlar, “bağırsana abicim, sıraya geçsene alooo” gibi sözleri duydukça sinir bir yandan, hüzün bir yandan alır yürür insanda. Daha dün o turnikede makara koyan sen, daha dün sete çıkıp “bağırın aloo” diyen sen bugün “güdülen” olmuşsundur. Böyle değil midir tribünün diyalektiği? Dün yoktur, bugün vardır. Sen de birilerine aynısını yaptın farkında olmadan. “Biletin var mı” diye iteklediğin orta yaşlı abi kim bilir kaç deplasmana göğüs gerdi de, hayatın dayatmalarına göğüs geremeyerek uzak kaldı tribünden de, senin ‘racon kesme yörüngene’ girdi…

Tanış olmadıklarının bu biçim hareketleri bir yana, bir zamanlar aynı copa kafa uzattığın, aynı çorbaya kaşık salladığın deplasman yarenlerinin yaşanmamışlıklardan ötürü sana karşı ortaya çıkan yabancılaşması içini acıtıyor insanın daha çok. “Vay biladerim, naber ceylan” yerine; “oo Ahmet sen miydin, nasıl gidiyor” geliyor. Sanki Almanya’dan gelen, 3 senede bir görüşülen teyzeoğluyuz anasını satayım. Benim lan, ben! buranın gerçek sahiplerinden!

Ama öyle değildir işte. Sen yoksundur ve neler neler yaşanmıştır. Ve o “neler neler” yaşanırken, sen diskalifiye olmuşsundur…

Sen yokken tüm yarenler tribün kariyerlerine devam ediyorlardır.. bir zamanlar senin toplam deplasman adedine özenenler şimdi seni üçe katlamışlardır..

3-5 “nasıl gidiyor”lu muhabbetten sonra fısa bağlar mevzu, bunu hissetmek acı. Kesinlikle bir samimiyetsizlik veya kişisel sorunlar değil kastini ettiğim; “misafir muamelesi görmek”ten bahsediyorum.

İlkokulu bitirmek gibi değildir tribünü bırakmak, bir semtten taşınmak gibidir…

yaşam tüm hızıyla sürer o semtte.. Yeni insanlar taşınır belki. Heykelini dikmezler oraya. Durup durup “vay bee bi Mehmet vardı” demezler.

Ortaokulu bitirmek gibi değildir tribünü bırakmak, hapisten çıkmak gibidir…

Sen tahliye olursun ama “içeride” yaşam yavaş da olsa devam etmektedir. Yeni mahkumlar gelir, şunlar olur bunlar olur ve sen artık yoksundur. Tek tük maçlara gidip, eş dost yüzü arar gibi görüşe, ziyarete gitsen de artık “dışarıdan biri”sindir ve mevzu bitmiştir.

Liseyi bitirmek gibi de değildir tribün…

Son zil çalar ve herkes son karnelerini alır, liseyi herkes bitirir, herkes için bir mazidir o artık. Yaşanıyor olanı geride bırakmaktan çok farklıdır bu.

Olanca hızıyla, en önde gelen bireylerinden biri olarak yaşamak birşeyi… Ve sen çekilip gidince de çok fazla sendelemeden yoluna aynı hızda devam ettiğini görmek…

Bu gibi konulara biz tribüncüler Nick Hornby’ye taş çıkartacak kadar çok duygusal ve romantik yaklaşabiliyoruz, cılkını çıkarmak istemem ama;

bir sevgiliyle ayrıldıktan sonra onun yaşamını sensiz de gayet normal biçimde sürdürebildiğini görmeye benziyor bu.

Sen gidersin ve yeni insanlarla tanışır. Gösterime giren yeni filmleri sensiz izler, son kitaplar hakkındaki fikirlerinden yoksunsundur ve en nihayetinde artık bir başkasıyla uyumaktadır…

Ne bekliyor insan bilemiyorum, bencilce bir hüzün belki de benimki… Ne yani, kız senden ayrıldı diye manastıra mı kapansın veya intihar etsin? Yada sen tribünü bıraktın diye grup “tamam arkadaşım, bu kadarmış, kapatıyoruz” mu desin?

Elbet böylesine bir beklenti değil de;

Belki bir iz bıraktığını görebilmek…

Belki gönüllerde bi ince yer ettiğine şahit olmak…

Belki yaşanan bazı şeylerin, yapılan bazı fedakarlıkların unutulmadığını görmek istemek…

Belki geçmişte yaşanan güzel günlerin artık çok geçmişte kaldığının farkındalığı olsa da, minik bir samimi nostalji yaşamak…

Hangisidr, her ne olur, nasıl olur, neden olur bilemiyorum ama;

tribünü bırakmış eski yarenleriniz bir gün çıkıp geliyorlarsa, onlara biraz şevkatle yaklaşın dostlar.

Yada yaklaşmayın anasını satayım!

Tribün lan bu, bırakılır mı?! Bırakmasaymış denyo!

Not: Bu yazı kişisel hikayemi anlatma maksadından öte, bir şekilde tribünden kopmuş tüm insanlarla empati kurup, duygularını yansıtma isteğiyle yazılmıştır.

Yenikapılı Özgür
30.10.2009

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

admin