Passolig turnusol oldu bu sene tribünlere

Passolig turnusol oldu bu sene tribünlere. Yanımızdaki insanları ve arkamızdaki insanları gördüm. Bunları gördükten sonra ultra kültürünün ne kadar doğru bir kültür olduğunu da gördüm. Fakat uygulamadaki yanlışlarımızı da hiç küçümsenmeyecek derecede… Ne gizliliğin hakkını verdik ne de bizi bitirmeye çalışan sisteme doğru düzgün başkaldırabildik. Bir avuç adam dışında. Kendi adıma ve içinde bulunduğum ortam hakkında içim rahat. Bizleri bitirmeye çalışan sisteme hala boyun eğmedik ve eğmeyeceğiz. Her türlü sindirme politikasının umarsızca uygulandığı bir ortamda neredeyse tek başımıza bir kültürü yaşatma bir dayatmaya karşı başkaldırma mücadelesi veriyoruz. Sayıdan öte düşüncemiz yürüsün keskinleşsin istedik. Zamanla sayımızın da artacağından şüphe yok.

1 senesine gelen passolig ve senelerdir belamız olan 6222’ye karşı mücadelede ülke tribünleri sınıfta kalmak üzeredir. Evet üzeredir diyorum çünkü az da olsa umutluyum. Umutlu olmak zorundayım. Hayatımızı bulduğumuz tribün ortamından bu kadar kolay kopartılamayız. Hakkını vere vere elimizi taşın altına koymak zorundayız.

1 senedir elimizi nasıl taşın altına sokarız onu anlatmaya çalıştık. Yine de anlatacağız, olayın ciddiyetinin farkına varamayanları uyarmaya devam edeceğiz. Bu düşünceden yola çıkarak yazdıklarımızı biraz daha toparlarsak; aklımıza gelen tüm mücadele yöntemlerini sistematik olarak uygulamalıyız. Biraz geç kaldık ama henüz son treni kaçırmadık.

Yakınlarımızda, yanımızda olanlara yanlış bildiklerini anlatmalıyız.

Ultra tribün kültürünün sadece tshirt, polar ve siyah giyinerek geçerli olmadığını, bizi bitirmeye çalışan 6222 sayılı yasaya ve e-bilet sistemine “firesiz” başkaldırmak gerektiğini söylemeliyiz, anlatmalıyız.

Fotoğraf paylaşırken sadece yüzünün kapanmasının yetmediğini statlardaki onlarca kamera tarafından saniye saniye kayıt altına alındığını, spor büronun facebook ve twitterda sürekli aktif olduğunu o yüzden paylaşımlara dikkat edilmesi gerektiğini söylemeliyiz, anlatmalıyız.

Beyoğlu, Kadıköy, İzmir ve adını hatırlayamadığım onlarca yerdeki “E-Bilete HAYIR” yürüyüşlerini büyütmeli, panellerde ve konferanslarda eksik bilinen, yanlış bilinenleri düzeltmeli doğrularını anlatmalıyız. Başka çaremiz de yolumuz da yok. Ya tribünlere kavuşmak için elimizi taşın altına koyup adabına göre mücadele edeceğiz yada sisteme uyan yozlaşmış taraftarları sokaktan izleyeceğiz.

Alt branşları da ihmal etmeyeceğiz. Salonlarda ve tesislerde spor büro olduğunu aklımızdan çıkarmadan tribünümüzü yapacağız. Sisteme en büyük mesajımızı buralardan daha sert göndereceğiz. Yoksa ülkemizdeki taraftarın rahatlığı ile yarın gidebileceğimiz ne tesis kalır ne de salon.

Safları sıklaştıracağız. Yanımızdakine sırtımızı verebileceğiz. Bizi yarı yolda bırakmayacaklarla, bizi davada tek başımıza bırakmayacaklarla bu yolda yürüyeceğiz. Avrupadaki ve dünyadaki örnekler bize ışık ve umut olacak.

Çok saygı duyduğum bir abimin sözleriyle yazıma son vermek istiyorum.
“tribün alemi çok farklıdır gerçek dünyaya benzemez. ikiyüzlü, şizofren çok yönlü. karmaşık kaotik bir ortam. sürekli iç ve dış çekişmeleriyle boğuşan çelişmeleriyle dolu, gizemli, ama her şeye rağmen özgür ve güzel bir dünya. öyle ki 50 sene tribün kovalasanız bir dakika sonra ne olacağını kestiremezsiniz.” o yüzden sağlam atıp mücadeleye devam edelim.

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

admin