Evinden Olmak.. Kısa Bir Ali Sami Yen Özlemi

Bitmek bilmeyen bir sevdaydı bizimkisi..

Halen öyle. Ama bir şeyler eksik.. Yani nasıl anlatsam ? İçeriden bir şeyler yok artık.  Sanki ruh yok. Yok yok ruh değil. Heyecan mı desem ? O da değil.. Sanki eve gitmek istersiniz ama gidemezsiniz ya.. Evdekilerle tartışmışsınızdır ya da o evde size bazı şeyleri hatırlatan bir şeyler vardır da kendinizi dışarı vurmuşsunuzdur ama içten içe içiniz gider.. Ev nihayetinde.. Ev gibisi var mı? Dönüp dolaşıp yine ait olduğun, güvende olduğun o yeri özlersin.

İşte Ali Sami Yen Stadı da benim için öyleydi..

Tribünden abilerimi, kardeşlerimi göreceğim, otoparkın karşısındaki yeşil apartmanın altında içeceğim diye göt atardım. Haftalardır göremediğim dostlarımla karşıdan işaretleşir geldim buradayım çekerdim onlara.. Biraz kafamız güzelleşince, eskileri yad eder, erkeğin erkeğe sarılabileceği en samimi ifadeyle birbirimize sarılırdık. Herkesin yeri belliydi. Kimi otoparkta, kimi apartmanın girişinde, kimi orjinin önünde, kimi büfenin orada, kimi imperiyalde, kimi opetin orda.. Herkes her hafta standart yerinde olurdu.

Maç saatı geldiğinde 15 dakika kala oradan hep beraber tribüne yürürdük. Turnikelerden girip tribüne çıktığımızda herkes yine aynı yerindeydi. Pankartlar, davullar, meşaleler, sahaya gösterilen reaksiyon, oyuna etki, pozisyonlarda sahaya şimşek gibi inen tezahüratlar, kokan tuvaletler, dolu merdivenler, tek koltukta 2 kişi oluşumuz.. Lanet olsun Sami Yen’i çok özledim..

Kimler geçmedi ki oranın eleğinden.. Barça,Real,Leeds.. Kışın ayazında bokumuz donardı.  İçebildiğimiz kadar içer tribüne girerdik. Bir başladık mı tezahürata ısınır giderdik sonra kim sikler soğuğu.  Geberene kadar bağırırdık. Hep suçlu hissederdim kendimi tribünde olamadığım zamanlar. Aklım orada kalırdı. Bizimkiler ne yaptı bugün acaba derdim. Televizyondan izlemek çok koyardı. Ekrandan kapalımı , yeni açık mı yoksa eski açık mı çok bağırıyor diye takip eder reaksiyonu duymaya çalışırdım.

Sonraları bu stadın betonu demiri hasarlı diye bi bok attılar ortaya.. Sokayım demirine betonuna ulan. Taşımazmış kimseyi, büyük stad gerekiyormuş illa.. Çok lazım ya sanki. Projeler çizildi dedikodular vesaire derken göz göre göre elimizden gidiyordu ASY!

Büyük tabloyu görebiliyordum. Çevremdeki her dostuma söylemişimdir.  Biz buradan gittiğimizde tribün namına her şey daha farklı olacak. Eski tribünleri çok arayacağız diye.. Nitekim öyle oldu.

AliSamiYen

11 Ocak 2011.. Galatasaray – Şekerspor Ziraat Türkiye Kupası Maçı

Allah belasını versin böyle tarihin. Son 3’lüyü çekmek ne demek bilir misiniz ? Evinizde son üçlüyü çekmek.. Götümden yaş gelene kadar ağlamıştım o gün.. Şu yazıyı yazarken bile yutkunamıyorum.. Maç bitti ışıklar söndü ve Ali Kırca SamiYen’e veda şiirini okudu.. Bizim topçu çocuklar bile ağlıyordu.. Ben o gün setin demirlerindeydim. Yanımdaki ağabeyime hiç bu kadar sıkı sarılmamıştım. Herkesin gözü yaşlıydı.  Artık Ali Sami Yen hiç olmayacaktı.. Bizle birlikte başka bir yere taşınamayacaktı. Son 3’lümüzü çektik ve hiç bir şey yapamadan, son bakışımızı tribünlere bakarak köpek gibi ağlayarak , ayaklarımız geri geri giderek oradan çıktık.. Duvarına, kapısına, demirine elimizi süre süre..

Allah kimseye bunu yaşatmasın.. Evinden olmak, elinden almaları ve buna bir şey yapamamak çok kötü..  Bana en çok koyan şey ise olursa oğlumu ya da kızımı oraya götüremeyecek olmam olacak.. Her G.Saray’lı bir babanın en çok istediği şeydir evladına bir Ali Sami Yen havası aldırmak.. Ve kendimi çok suçlu hissediyorum. Bizler hiç bir şey yapamadık..

Ne zaman Mecidiyeköy’den geçsem kafamı yana çevirir oradaki inşaat bozmasına bakar , oranın yerinde Ali Sami Yen’in olduğunu hayal ederim gözlerimi kapatarak.. Hala onu hatırlıyor olmak, hala oradaki sesleri kulaklarımda işitiyor olmak, orada olanları hatırlamak, sanki kaybettiğin birinin anılarıyla yaşamak gibi bir şey..

Bir gün geldiğinde, evladım ya da evlatlarınız size Ali Sami Yen’i sorduğunda gösteremeyeceğim.. Ömrü hayatım boyunca içimde ukte kalacak tek şey onu oraya götürememek olacak. Bu yüzden orayla alakalı her şeyi görselledim ve materyal haline getirdim. Biletlerde bile Ali Sami Yen’in kokusu var.. O kara kışların tribünlerinin soğuğu sanki bilete işlemişçesine değişik bir kokusu var.. Ya da bana öyle geliyor bilmiyorum..

Bizler Ali Sami Yen’in  döneminden geliyor olanlar diyoruz ki malesef artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Biz Ali Sami Yen’i orada bıraktık.. En azından ben.. Onu oradan hiç bir yere taşıyamayız. Kalbimizin alabildiğince yeri haricinde..Her zaman gelenekçi ve değerleri savunan bir taraftar olmuşumdur. Endüstriyel futbolun dışarıda tutup, gelenekleri,değerleri, elde olan varklıkları, samimiyeti korumak istemişimdir. Şimdi bakıyorum da geleneklerde, değerlerde, samimiyette bilet kuyrukları yerine banka kartından geçiyor, orijin köfte,tükürük köfte yerine binlerce liralık maç günü yemek paketlerinden geçiyor. Pankartlar artık asılamıyor, meşaleler yakılamıyor, koltuklar da taraftarlıkta artık katlanıyor..

Bizler Mecidiyeköy’ün Ali Sami Yen çocuklarıyız. Bizimkisi kompleks değil sadece Ali Sami Yen..

Bozuk tuvaletleriyle,kenarı köşesı kırık koltuklarıyla, soğuk betonuyla, üzeri açık yeni ve eski açığıyla, numaralı yanındaki bacasıyla, Kapalı tribün üzerindeki Galatasaray armasıyla, kapalı tribün lütfen sakin olalım anonslarıyla..

Ali Sami Yen Stadı.. Her babayla oğlun umudu, hayali ve gerçeği..

KAHROLSUN ENDÜSTRİYEL FUTBOL – konukyazar

11 Ocak 2011 – Galatasaray vs Şekerspor

 

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

admin