Deplasman

Bildiğimiz üzere ülkemizde artık deplasman yasakları da baş gösteriyor. E-Bilet, 6222 yasası, Deplasman yasakları derken futbolu endüstriyelleştiren yönetimler, Tff, ve kulüpler birliği mevcut. İstedikleri ‘’tiyatro’’ izleyicisi gibi futbolda da ‘’seyirci’’ kitlesi yaratmak. VIP koltuklar, Loca’da viski yudumlamalar ultraların yok olması… Bunlar yüzlerini güldürüyor. Her şey para! Çok para! Tabi bu bizim gibi gönülden sevenler için, tribünde omuz omuza olup hep bir ağızdan desteklemeyi sevenler için zulüm. E-Bilet yani kısaca; ‘’fişlenme!’’ de cabası. Deplasman hayattır. Ben en çok elimden geldiğince gittiğim deplasmanları, tribündeki dostlarımla omuz omuza olduğum zamanları, hafif de alkolik, masumane muhabbetlerin geçtiği deplasman otobüslerini sevmişimdir.

Yaz mevsimiydi yanlış hatırlamıyorsam, ya da ilkbahar falan. Sezonlara ara verildiğinden bizim gibi insanlar da evde oturmaktan sıkılmış, en yakın maç tarihini internet sitelerinden kurcalar dururken X’den telefon geldi.  -Hadi Bandırma’ya gidelim. Hayırdır cart curt derken. Gaassaray oğlum dedi. Gaassaray. Play off’lar var. Şampiyon olacağız! Basketi de elimden geldiğince takip ederim, Bandırma eşleşmesini biliyordum. Aklımdan da geçiyordu ama önce X aradı. X: İzmir’in Galatasaray tribününden tanıştığım kardeş sıfatı taktığım ender insanlardan. Neyse biletler ayarlandı, Lozan Meydanı’nda buluşuldu, alkoller yüklendi, düşüldü yollara. İzmir’den giden bir minibüstük yanlış hatırlamıyorsam. 20 kişi civarı. Anladığım karşımızda aman aman bir tribün olmayacağından bizimkiler de pek önem vermemişti bu deplasmana. Bornova’dan çıkarken ilk biralarımızı açtık. Bestelere başlandı.. davullar, gülen yüzler, güzel carlsberg.. bira şişeme güneş vuruyor.  Koyu yeşil olan şişe açık yeşile dönüyor. Atkım onunla güzel bir kombin oluşturuyor. O an Dünya’nın en güzel iki şeyiydi benim için. O atkı ve o şişe!

O zamanlar yeni çıkmıştı bu beste. ‘’Kafamız çook güzel.. Asmalı, Tünel, Pera.. Beyoğlu aşık sana! Cimbombom anlasana!’’ ilk orada duymuştum..  melodisi, sözleri çok hoşuma gitmişti. O gün bu gün sayılı sevdiğim bestelerden olmuştur. Otobüs ilerliyor, biz susmuyorduk. Ayların birikimi vardı biraz da. Bütün bir hafta, susmadan bağırabilirdik. Neyse 4. biralarımızı açtığımızda bir benzinlikte durmuştuk. Bizimkiler torpil atıyordu sağa sola besteler söylerken. Ulan dedim.. Düşün. Benzinlikte torpil patlatacak kadar çok seviyoruz. Manyak gibi seviyoruz biz!

5. Carlsberg’den sonra şişe daha bi güzel gözükmeye başlamıştı. Koyu yeşilden açık yeşile dönen şişeyi, adını bir türlü hatırlayamadığım eski sevgilimin gözlerine benzetip, kızın adını hatırlamaya çalışıyordum. 3-5 dakika düşünüp hatırlayamayınca bestelere eşlik etmeye devam ettim. 9. mu 10. mu biramın sonlarına doğru gelmiştik Bandırma’ya. Gelmiştik gelmesine de.. Şehir tavuk yemi kokuyordu lan! Onca biradan sonra midemi de bulandırmış, nefes almaya korkuyordum. İstanbul’dan gelen tayfa, İzmir’den gelen biz ve Balıkesir tayfa gelmişti. 3-5’de munferit. Gerisi aile. Erken gelmiştik biraz. Salonun yanındaki çimlere oturduk X’le. Konuştuk biraz, standart muhabbetler. Biletler dağıtılmaya başlanmış, sonlarına doğru yetiştik. İstanbul tayfasından bir ‘’abi’’ toplamış başına gençleri 5 liralık biletleri dağıtıyordu. Neyse şu ‘abi’ kültürünü bir türlü benimseyemediğimden fazla uzatmıyorum,  geçtik aldık iki tane. Yine çimlere geldik. Alkolün etkisiyle konu eski sevgiliden bilgisayar donanımlarına falan atlıyordu. Alakasız konuşuyorduk. Ama hiç olmadığım kadar orada mutlu olduğumu fark ettim. Deplasmanda. Her yaştan, her kültürden, insanın her nerede olursa olsun Galatasaray’da buluşması hoşuma gidiyordu. Dünya’nın her yerine korkusuzca gidebileceğim kardeşim de yanımdaydı.

Neyse maça girdik. Sayımız az, sesimiz çoktu. Sağlamdık. İlk 3 periyodu Bandırma önde kapadı. X yine başladı ‘’oğlum senin geldiğin hangi maçta kazandık en son hatırlıyor musun? Cefa çekmek için mi yaratıldın oğlum sen?’’ 4. Periyodun sonlarına doğru skor 2’ye indi. Ergin Ataman mola aldı. Karakter olarak pek hoşlaşmadığım ama basketbol bilgisine güvendiğim koç, bir şeyler anlatıyordu takıma. Son 17 saniyeydi. Top bizim point guard’daydı. Süreyi eritiyordu. Bizde derin bir sessizlik. Son 2 saniye kala top dip çizgideki Ender Arslan’a geldi. Ender topu alır almaz 3’lüğü gönderdi. Ve isabetli! Delirmiştik, o top o potanın içinden geçtiği an.. Skor kaç kaç hatırlamıyorum ama 1 sayı farkla bitmiş, kazanmıştık. Maçın son sayısı oldu ve ilk defa 4. Periyodun son saniyesinde öne geçtiğimiz maçı almıştık. Yine güzel bestelerin sonunda salondan çıktık, yorgun ve terliydik. Otobüste bir bira saklamıştım. İzmir’e giderken onu yudumlarken düşünüyordum. Hayattaki en sevdiğim şeyleri. Ailemi, deplasmanları, Galatasaray’ı, İstanbul’u.. başım ağrıyordu. Hafif tatlı bir uyku çökmüş, atkıma sarılmış tam uyuyacakken X devreye girdi..

‘’Kafamız çoook güzeeeeell…’’

GSoldier.

1375917_601655096547149_1835438977_n

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

admin