“ Cenova 20/07/2001 unutursanız sizde suçlusunuz ”

Carlo Guiliani 23 yaşında Romalı bir genç. Günlerden 20 Temmuz hava sıcak Carlo’nun kafası karışık, plaja mı gitsin yoksa Cenova’da düzenlenecek G8 zirvesini protesto yürüyüşüne mi? Sonunda Carlo Cenova’ya gitmeye karar verir. Yürüyüş kortejinin içinden arkadaşına bir mesaj atar “moruk burada acayip şeyler oluyor”. Bu Carlo’nun Dünya’ya son mesajıdır, birazdan Piazza Alimondo meydanında duran çevik kuvvet cipinin içine yangın söndürme aletini atarken kafasından polis kurşunuyla vurulup öldürülür.

Uzun yıllar süren Ultra-polis sürtüşmesi 2001 yılında patlama noktasına geldi. İki cephe arasında senelerdir yaşanan kin ve nefret Cenova G8 zirvesinde bir intikam savaşına dönüştü.
Çarşamba’nın gelişi perşembeden bellidir derler ya aylar önce, 17 Mart 2001’de Napoli’de düzenlenen “Global Forum” da çıkan olaylar Cenova’da olacakların genel provasıydı.

Piazza Plebiscito meydanında aktivistler(içlerinde Napoli Ultra grupları) ve polis arasında şiddetli çatışmalar çıktı. O gün yaşananlar İtalya adına utanç vericiydi. Napoli’nin çevik kuvvet ekibi futbol müsabakalarında gösterdiği sert tutumunu yerli Halk biliyordu. Olayların akabinde polis yaptığı operasyonlarda şüpheli kişileri hastanelerden zorla çıkarıp sürükleyerek karakola götürdü. Bazı tutuklanan aktivistler Raniero kışlasında işkence gördüğünden dolayı Amnesty İnternational oluşumunu harekete geçirdi.
Bunun üzerine 8 polis gereksiz yere adam alıkoymak ve işkence uyguladığından dolayı tutuklandı, sonra mahkemede hepsi berat etti. Yüce yargı insan kaçırma iddiasını düşürdü fakat işkence yapıldığını ve insan hakları ihlali olduğunu doğruladı. Bu karar gerçekten tuhaf, ortada somut deliller varken devlet memuru statüsünde olanlar hiçbir adalet kurumu kolayca yargılama cesareti gösteremiyor. Peki, polis halkı korumakla mı görevli yoksa işkence yapmakla mı?


Untitled-1

Birkaç iyi niyetli gazete aralarında Il Manifesto olayı ele aldılar. Yaptıkları araştırmalar da olay günü görevli bir polisle gizli röportajı yayınladı. Güvenlik nedenlerinden dolayı ismi verilmeyen polisin açıklaması şöyle;
“Futbol müsabakalarında olduğu gibi tüm sokakları kapatmamız emri verildi. Protestocuların Via Maria Caddesi üzerinden kaçacakları doğruları yansıtmıyor. Hem bu operasyonda yazılı emir arıyorsanız boşa vakit kaybetmeyin bulamazsınız!”
Dönemin Başbakanı Amato liderliğinde sol-liberal hükümet ve ulusal medya olayları çarpıtarak kapanmasını sağladı. Kimse polisle husumete girmek istemiyordu. Tartışmaları daha çok yaklaşan Başbakan seçimlerine yönlendirerek olayların kapanması isteniyordu. Şunu dikkati almakta fayda var, Cenova’da yaşanan vahşette sağ-liberal hükümeti iktidardaydı! Hangi parti olduğu önem taşımıyor ülkeyi idare edenlerin maksadı üç aşağı beş yukarı hep aynı sade renkleri farklı.Bu hava içinde Temmuz ayında yapılacak G8 zirvesi hazırlıkları başladı. Dediğim gibi zirvede büyük olayların çıkacağını tüm İtalya halkı biliyordu. Yürüyüşe kimlerin geleceğini bir hafta önce 13 Temmuz günü bazı gazetelerde Ultra gruplarının katılacağı açıkça yazıldı. Üst makamlar çevik kuvvetin G8 zirvesinde Ultralar ile geçmişten kalan hesaplarını kapamak yönünde iyi organize olduğundan haberleri vardı. Her iki taraf kılıçları çekmiş gün sayıyordu.
Gerçek amaçları küreselleşme protestosu değildi. Kabak başkalarının başında patladı, dünyanın dört bir yanından gelen parlamento dışı siyasi gruplar kurunun yanında yaştılar.
20 Temmuz 2001
Yürüyüşe katılacak gruplar Via Tolemaide meydanında toplanmaya başlar. Tute Bianche, Ribelli del Sud bazı autonom gruplar onların alt grupları yurtdışından gelenler ve tabi ki tribüncüler.Cenova dahil Milano, Roma, Fiorentina, Perugia, Venedik, Torino, Terni , Livorno, Pisa, Napoli ve alt liglerden gelen bazı Ultra grupları.Sayıları yaklaşık 3000 bin civarında olan Ultralar o gün renklerini taşımadı.

Sade iki grup, Venedik’ten Noi Ultras/Onus ve Perugia’dan AfroGrifo kendilerini temsilen pankartla yürüyüşe katıldılar diğerleri ise sivildi. Sıradan vatandaş gibi demokratik haklarından yararlanarak küreselleşmenin bir parçası olan endüstriyel futbola karşı tepkilerini göstermek için Cenova’da bulunuyorlardı.
Bir diğer unsur ise çıkacak olaylarda polise karşı önlem almaktı.
Kendilerini futbolun önemli parçası gören tribüncüler yeni gelişen modern futbol sisteminde kenara itilmelerine tahammülleri kalmamıştı.
Sosyal hayatlarının dörtte üçünü tribünde geçiren, karşılıksız sevdikleri kulüpleri yaşam tarzı yapan insanlar bir anda istenilmez kişi olmalarını kabul etmiyorlardı. Paralı TV kanalları, modern statlar, ellerinde patates cipslerinle konforlu koltuklarda maç seyretmek. Orijinal taraftar ürünleri taşımayı az üreten bol tüketen müşteri olmayı istemiyorlardı.
İşin enteresan yanı o yıllarda Ultra hareketinde yeni gelişmeler başlamıştı. Yeni demeyelim de, eski değerleri sahiplenerek gerçek kimliklerini ortaya çıkararak özlerine döndüler. Hareketin başladığı 60’lı yıllarda olduğu gibi toplumsal hakları savunan, adaletsiz düzene karşı koyan, parlamento dışı yeni bir siyasi platform oluştu. Bu defa sol-sağ gibi kutuplaşma yerine tek vücut halinde hareket etmekte kararlıydılar. Yalnız bir şey değişmemişti, Ultra hareketinin başladığı senelerde olduğu gibi devletin güvenlik güçleriyle araları açıktı.
Şunun da altını çizmeliyim, yürüyüşe katılan Ultralar arasında aynı çevik kuvvete olduğu gibi sırf olay çıkarma zemini arayan ve hesaplaşmak isteyenler vardı. Onlar için çatışmak için sokaklar tribünlerden daha çok avantajlıydı.
Cenova’da büyük olayların çıkacağına herkes kesin gözüyle bakılıyordu, binlerce insanın arasına kötü niyetli kişiler karışması kaçınılmazdı. Oysa 20-22 Temmuz günlerinde demokrasi adına güzel işlerde yapılabilirdi ama buna maalesef yer kalmamıştı.Yılların getirdiği kin ve nefretin birikimi düğümlenmişti ve sonunda kıyamet koptu.Artık iyi-kötü yoktu ya da iyi olanlar yerlerini cinnet geçirenlere bırakmak zorunda kaldılar.

İtalya tarihinde o güne kadar hiç görülmemiş güvenlik önlemleri alındı tam18.000 bin. Polis Carabinieri ve Guardia di Finanza birlikleri. Karşılarında yaklaşık 50.000 civarında yürüyüşçü.
Sonuç malum. Bir ölü(Carlo Guiliani) ve yüzlerce yaralı. Yarım milyar dolara varan maddi hasar harabeye dönen bir kent. Ve son gün polisin Diaz okuluna düzenlediği akıl almaz vahşet dolu baskınla kapanan G8 zirvesinin vahim bilançosu.
zirvesinin vahim bilançosu.
Mobese ve ulusal televizyon kameraların çekimlerinden toplanan, olay yerinde bulunan şahitlerin verdiği ifadelerden yola çıkarak savunma tarafından mahkeme için hazırlanan videolar mahkemede delil olarak kabul edildi. Polisin kasıtlı olarak yürüyüş kortejinin güzergâhını değiştirdiği telsiz kayıtlarında ortaya çıktı.

Birliklere ulaşmaya çalışan merkez sağlıklı bilgiler alamıyordu hatta bazı çağrılara kasıtlı olarak cevap verilmedi. Koordinasyon zafiyeti olduğu açıkça belliydi. Bir diğer vahim durum ise polisin o gün kullandığı “silahlar” yasa dışıydı!

Görüntülerde polislerin normal cop yerine demir sopalar vardı! Atılan göz yaşartıcı bombalar C8’di ve uluslararası savaş antlaşmalarına göre kimyasal silah kategorisine giriyordu. Bu tür toplu yürüyüşlerde, futbol müsabakalarında kullanımı kesinlikle yasaktı! polisin organize suç işlediği net belliydi!
G8 zirvesinin son gününde Diaz okuluna yapılan baskında okulda 93 kişi konaklıyordu. Çoğu yürüyüşe katılmak için yurtdışından gelen yabancılardı, aralarında kadınlarda var. 150 kişilik çevik kuvvet birliği gece yarısı okulu basarak masum insanları uykusundan kaldırıp resmen işkence yaptı. Ortada hiçbir bahane yoktu, üstelik kimse baskın emri vermemişti. “Sadece şüphe üzerine kontrol amaçlı yapılan bir ziyaret.” İçişleri bakanı Scajola’nın verdiği bu saçma demeç İtalya’yı uluslararası bir krizin içine itti.
Polis iyi organize olsa da şuursuzca yaptıkları saldırılardan ağır hasar aldı. Yıllardır acımasızca ezdikleri Ultralar hiç beklenmedik anda kontrolü ellerine geçirdi.

Mağdur durumda kalan polisin elinde kalan tek çare silahlarına sarılmak oldu maalesef ve ilk nasibini alan Carlo Guiliani. Keşke Carlo plaja gitseydi ama o sonuna kadar inandığı davasının peşinden koştu, ölümü göze alarak.

AS Roma kulübü Carlo’nun cenaze masraflarını üstlendi. Sarı kırmızı bayrakla kaplanmış tabut içinde defnedildi.
Cenova’da yaşananlar tribünlerde kayıtsız kalmadı. Aylarca oynanan tüm müsabakalarda pankartlar açıldı. Bazıları;
“Cenova 20/07/2001 unutursanız sizde suçlusunuz”, “Ultras, Radikaller, Siyasiler sokakların insanları. Roma Curva Sud; Carlo Guiliani ebediyen Sarı kırmızı. Oda ne Lazio tribününde bir pankart “Farklı görüşler, Carlo Guiliani ruhun şad olsun”.
Ne garip değil mi, ölümlerde renkler ezeli rekabet düşmanlıklar bir kenara bırakılıp kenetleniyor tribüncüler. Ama illaki birilerimi ölmesi gerek?
Yaşamak görevdir yangın yerinde
Yaşamak insan kalarak…..!

#ErdalGungor

2

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

admin