Bir Taraftarın Başkanlığı: 132 Gün

132 Gün

Bölüm 1: Don Kişot Olmak

28 Ocak 2013, Adapazarıurl

Sakaryaspor, dernek ve anonim şirketi olarak son beş yıldır olduğu gibi yine bir şekilde sahipsiz kalmıştı. Şehirde, her zaman olduğu gibi kimin yönetime geleceği ile ilgili boş tartışmalar yapılırken, kulüp 10-12 kişinin katıldığı kongreler sonrası kayyuma bırakılıyordu. Ölmeye bırakılan bir kulübün komadaki hâlini tüm şehir öylece izliyordu.

Yine bir kongre zamanıydı. Kış ama elektriklerinin ve yönetiminin olmadığı bir kulüp. Tesislerinde de üşüyen oyuncuları. İkinci kez kayyum ataması yapılamayacağından dolayı Sakaryaspor Derneği’nin feshi söz konusuydu. Battaniyelere sarılarak kongreden umutlu bir haber bekleyen oyuncuları düşündükçe içimiz sızlıyordu. Kalıcı şeyler yapmalıydık.

20 Şubat 2013, Çarşamba, Kongre Sabahı

İsmi gizli bir başkan adayına, 20 kişilik bir yönetim kurmasını, her üyenin 5000 lira vermesini buna karşılık, ilk aşama olarak 50 bin liralık bir katkımız olabileceğini, bir ay boyunca idare edebilirlerse 250 bin liralık bir katkımızın olacağını söyledik. Kendisinden olumsuz yanıt aldık. Kongre salonu karşısındaki köftecide oturduğumuz eski başkan ve yöneticilerin sığ konuşmalarına katlanamayarak elimizdeki 25 bin lirayı, Sarı Metin ve Keçi Yılmaz adına kulüp avukatına vermeyi istedik. Bu miktar en azından tesislerin elektriklerinin açılmasına yetecek ve biz de işlerimize geri dönecektik. Bunun karşısında Sakaryaspor tarihinde olumlu ve olumsuz etkileri olan kişiler de katkıda bulunacaklarını, bir ay içinde de Sakaryaspor’u kurtaracak bir planın hayata geçirilebileceğini bunun da ancak Sarı Metin’in adaylığıyla mümkün olabileceğini teklif ettiler.

Aklının ucunda başkanlık olmayan Sarı Metin’e yapılan bu teklif kendisini dehşete düşürdü. İyi de bu kravatlılar neden durup dururken Sarı Metin’e bu teklifi yapmışlardı?! Herkes cebinden 2şer, 3er bin liraları çıkarıp Metin’e veriyorlardı. Metin, Sakaryaspor aşığı. Gerçek bir taraftar. Aşkının komadaki hâli ve insanların ona olan inancı ikna olmasına yetmişti. Doğrusu bunu biz de beklememiştik ve sevinmiştik. Çünkü biliyorduk ki Metin, futbol konusundaki akademik birikimini, taraftarlık fedakarlığıyla aynı potada eritebilecek birisi. Fakat henüz listesi bile olmayan bir adaydı. Tüzük gereği 20 kişilik liste hazırlaması gerekiyordu. Aralarında futbolcular ve taraftarların da olduğu bir liste hazırladı, ardından 4 arkadaşı da icra kurulu göreviyle listeye dahil etti. Aday oldu ve başkan seçildi. Metin İngiltere’de Hastings United Futbol Akademisi’nin kurucusu ve aynı zamanda da başkanıydı. Hep başkanlık hayali hepimizde olduğu kadar onda da vardı. Ama bu şekilde de olmamalıydı. Hayalleri en azından böyle değildi. Böyle hazırlıksız, plansız, projesiz. Denizde ölümle pençeleşen birisini kurtarmak için suya atlayan adam gibiydi suratı. İngiltere’de işlerine ara vermek zorunda kaldı. Bu aranın bir ay olacağını düşünüyordu. Keçi Yılmaz onun yokluğunda İngiltere’deki işleriyle ilgilenecekti. Metin ve biz de komadaki aşkımızla.

tatanga

Bir Tataftarın Başkanlığı: Dakika 1 Gol 1

Futbol gol yemek üzerine mi yoksa gol atmak üzerine midir? İngiltere’de yaşayan ve çayın kaç para olduğunu bilmeyen yeni bir başkana doğru yaklaşan çaycı, 100 çay parasını istediğinde, daha önceden görevde olanlarla aynı takımda olmadığımızı daha iyi anladık. Gol olmazsa pekala futbol olmaz. Maçın da anlamı kalmaz. Türkiye’nin ağalık ve ağabeylik sistemi, hesapsızlığı, “hallederiz” durumu çaycının ağzında, 100 çay parasına karşılık “at abi bi şeyler” şeklinde bitivermişti. Faturalar, ödemeler, biriken sorunlar, tertemiz olan bizlerin ruhen ve fiziken çöküşüne de yol açıyordu. Metin anlatmıştı. 1988’de dedesi ölüm döşeğindeyken, o karşı evde çizgi film seyreden yeğenlerinin yanına gitmiş. Yine dedi aynı duygu var.

Bu arada hoca ve topçularla tanıştık. Ertesi gün ise kongre günü sözler veren kravatlılarla yaptığımız görüşmeler öyle kötü bir havada geçti ki, orada çöküp kaldık. Kongre günü de sağlam golmüş, iki yüzlülere, sadakatsiz ve sözünün eri olmayanlara inanmışız meğer, onu anladık. Ama bu bizi finalde 2-0’dan 2-3 yapan Liverpoollulaştırmıştı. Birbirimize söz verdik. Metin ve hepimiz ölüm evindeydik. Kimse de başka bir eve kaçmıyordu zaten. Liste yaptık. Ali, Olcay, Metin, Boza, Dinçer hep beraber uğraşarak 200 liralardan oluşan bir havuz oluşturduk. İlk maç Turgutlu deplasmanıydı. Deplasman iyiydi çünkü kulübün elektrikleri henüz açılmamıştı. Borcu ödemek için zamanımız olacaktı. Turgutlu’da yenildik. Buna rağmen oyunculara ‘maç başları’ için zarfın içinde maç sonu parayı getirdiğimizde bütün takım bizim iyi niyetli ve Sakaryaspor’u seven adamlar olduğumuzu anlamışlardı. Turgutlu dönüşü taraftarın takım otobüsünün yolunu kesip, futbolcuları dövüp, otobüsün camlarını kırdıklarını öğrendik. Zorluklar parasını ödediğimiz otobüsün bir de üstüne 12 bin liralık cam masrafı çıkmıştı.

Ertesi gün futbolcuların idmana çıkmaktan korktuklarını öğrendik ve giderek onlarla bir bağ kurduk. Bu bağ elektrik borcunu da ödememizle aydınlığa dönüştü. Rakip Fethiyespor’du. Maç 2-2 bitti. Çok iyi oynamıştık ve her şey iyi olacak gibiydi. Güngören deplasmanından mağlup ayrıldık ve evimizde zor günler yaşayan Bozüyükspor’la karşılaşacaktık. Hava yağmurluydu. Soğuk da cabası. Bozüyükspor taraftarını, soğukta yağmur altında kalmasınlar diye kapalı kale arkasına aldırmak istedik. Nitekim geçtiler. Fakat şeref tribünündeki kravatlılar bu durumdan epey rahatsız olmuşlardı. Protokole adını yazdırıp beleş maça giren ve her sorunu taraftar üzerine yıkan kavgacılarmış meğer futbolun midesini bulandıran. Maçı kazandık. Galibiyet bize umut vermişti. Sonraki maç deplasmanda Bandırma’ylaydı. İl Güvenlik Kurulu taraftarımızı il sınırından geri çevirmişti. 1-0 öne geçmemize rağmen, Bandırma’ya 3-1 yenilmekten kurtulamıyorduk. Sahamızda ertesi hafta Hatay’a yenilmiştik. Nazilli deplasmanı masraflarını nasıl çözebileceğimizin planını yapıyorduk. Otobüsümüzün ‘kasko’su yoktu. Henüz cam masrafını da ödeyememiştik. Yine bir imeceyle aramızda bu deplasman yolculuğunu da başlatmıştık. Risk alarak kaskosuz otobüsle yola çıkılmıştı. Sonra yoldan kötü haber geldi. Şimdiye kadar hiç durdurulmayan takım otobüsü, her nedense durdurulmuş ve otobüsümüz bağlanmıştı. Taraftarlar organizasyon için ayırdıkları parayı kaskonun ödenmesi için veriyorlar ve Metin’den deplasmana gitmesini ve pankartı asmasını rica ediyorlardı. Kasko ödendi. Metin, Nazilli’de Göztepeli ve Nazilli’ye gelen 20 kişilik bir grupla pankartı asarak maçı seyretti. Sıcak olduğu için üstünü çıkardı. Tezahürat da yaptı. Nazilli’ye yenildik. Ertesi gün ise gazetelerde Metin’in yarı çıplak fotoğrafları üzerinden gazeteci piyonlarının çamurları ve karalama kampanyaları vardı.

İçerideki Pendik maçı ise tam bir rezaletti ve matematiksel olarak küme düşmüştük. Maç sonrası 1929 doğumlu Abit Amca topçularla konuşmak için otobüse çıktı ve dedi ki: “Küme düştük ama bundan sonraki maçları kaybetmeyin ve gönlümüzde şampiyon olun”.

Maraş deplasmanı en masraflı deplasmanımız olacaktı. Seyahat acentasında çalışan bir arkadaşımız aracılığıyla Pazar günü için Antep gidiş-geliş 5400 lira gibi bir rakama uçuş bulmuştuk. TFF tüzüğüne göre bir gün önce gitmemiz gereken deplasmana, maddi imkansızlıklar nedeniyle aynı gün gidip gelecektik. Yoldaki ufak bir aksaklık maça çıkamamamıza neden olacaktı. Çok endişeliydik. Antep’te, Antepspor bize otobüsünü tahsis etti ve bizi sabah kahvaltısı ile ağırladı. Maça 1 saat 45 dakika kala stada varmıştık. Herkesin şaşkın bakışları arasında soyunma odasına gidiyorduk. İlk yarıda 1-0 yenik durumdaydık. Çok kötü oynuyorduk. Şampiyonluğu kutlamak için günler sayan Maraş taraftarı karnaval atmosferi oluşturmuştu. İkinci yarının 10. dakikasında kendi kalelerine attıkları gol sonrası şeref tribününde aşağılanıyorduk. Maraş Başkanı, Sakaryaspor’u 500 bin lira teşvik primi almakla suçluyordu. Maç 1-1 bitti. Stattan çıkmamız arbededen, baskıdan, aşağılamadan, kavga ve gürültüden 2,5 saati buldu. Ülkede holiganlıktan ziyade futbol kültürü sorunu vardı. Futbol vardı ama futbol kültürü yoktu. Orada anlamıştık. Teşvik primi almakla suçlanan bizler Kaleci Harun’un tanıdığı, dolayısıyla indirimli aldığı dürümleri yiyerek uçağa yetişmek için yola çıkmıştık. Sakarya’ya döndüğümüzde gazeteler teşvik primi manşetleriyle doluydu. Metin, savcıya ifade vermek zorunda kalmıştı. Bütün bu hengamenin, kültürsüzlüğün, aşağılık dedikoduların yanında sezonun son maçında Sakaryaspor şampiyonlar gibi, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir şekilde küme düşmüştü. Abit Amca birkaç ay içinde vefat etti. Sakaryaspor’un genç topçuları, düştükten sonraki 4 hafta namağlup olarak Abit Amca’ya sözünü tutmuş, soyunma odasında seneye bu zamanlarda şampiyon olarak geri döneceğinin andını içmişti bile.

SPOR TOTO 2. LIG KIRMIZI GRUP'TA CANKIRISPOR, SAHASINDA SAKARYASPOR ILE KARSILASTI. (ANADOLU AJANSI - FERHAT BARULAY) (20130210)

SPOR TOTO 2. LIG KIRMIZI GRUP’TA CANKIRISPOR, SAHASINDA SAKARYASPOR ILE KARSILASTI. (ANADOLU AJANSI – FERHAT BARULAY) (20130210)

Bölüm 2: İflas İsteyen Yel Değirmenleri

Başkanlığa geçiş günü…

Metin’in taraftar başkanlığının ilk gecesi, kulübün hesaplarının tutulduğu muhasebe odasının anahtarı, kulüpte hiç kimsede yoktu. Hukuk odasına girdiğimizde eliyle boğazımızı sıkan bir şeyle karşılaştık: Sakaryaspor iflas davası.

Dava Ekim 2012 tarihinde, Sakaryaspor eski futbolcusu Yunus Akman tarafından açılmıştı. Kimsenin bu davadan haberi yoktu. Basına duyurusunu yapmadan önce, daha önceden iflas davası tecrübesi yaşamış biri olan Adanaspor’un kulüp müdürüyle, Metin bir görüşme ayarladı. Kendisiyle İstanbul’da Mesut’un ofisinde görüştük. Önemli bilgiler aldık. Faruk ve Atilla Sakarya’da, Mesut Kavak, Gökhan Nar ve Zekeriya Yeşil ise İstanbul’da gece gündüz bu davaya karşı açacağımız savaş için çalışıyorlardı.

Hemen hemen her gece Sakarya’nın bir mahallesinde ve ilçesinde toplantılar yapıp Sakaryaspor’u anlatıyor, ‘Henüz Ölmedik’ felsefemizi paylaşıyorduk. Çünkü Sakaryaspor aslında batık değildi. Vergi borçları her ne kadar yüksek görünse de, sportif borçları itibarıyla, transfere kapalı dört yılın kolay aşılacak bir sorun olduğunu her fırsatta dile getiriyorduk.

İflas davasını açan Yunus Akman 80 bin liralık alacağına karşı neden masraflarının toplamı 250 bin lira olan bir davada baş kahramandı?! Bu bile başlı başına bir tezattı. İflas Sakaryaspor A.Ş.’nin iflasıydı. A.Ş. iflas ettiğinde ise, icra masası kulübün logo ve lige katılım haklarını satışa çıkararak Sakaryaspor’un devamlılığını sağlayabilirdi. Satın alacak yeni şirket ise vergi borcu yükümlülüklerinden sorumlu olmadan fakat sportif borçları da üstlenerek liglere devam edebilirdi. Sportif borçlar 6 milyon lira gibi bir rakamdı ve bunun sadece 3 milyonu transfere engel teşkil ediyordu. Sakaryaspor için bir avantaj gibi gözüken bu durum, gerçek bir taraftar için hiç de öyle değildi. A.Ş. iflas ederse aynı zamanda logo ve isim haklarını satın alacak şirket Sakaryaspor üzerindeki tek ses olacaktı. Demokratiklikten uzak bir Sakaryaspor’la belediye döneminde yıllarca mücadele etmiş bizler için mücadele kulvarı daha da genişliyordu. Dernek Sakaryaspor’un %99 ortağı olduğu için dernek üyeleri başkanı tüzüğe göre iki yılda bir seçmekteydi. Bu da bizi umuda bağlayan en önemli etkendi.

Dava artık şehrin gazetelerinde gündem oluşturuyordu. İflas mahkemesi tarihine kadar çetin bir mücadele bizi bekliyordu. Adanaspor’a el koyan TMSF’ye karşı, Adanaspor’un Cem Uzan’ın malı olmadığı dahası halkın olduğuyla ilgili Adana halkının vermiş olduğu mücadele bize ışık tutuyordu. Bununla ilgili dedikodu kazanını karıştıran yerel gazeteler lehimize haber yapmak için bize teklifte bile bulunuyorlardı. Aylık 500 liraya adamlık terazisine çıkan yerel basın mensuplarına, Sakarya’da lehinize haber yaptırabilirmişsiniz meğer. Biz ise onları 500 liralık kokuşmuşluklarıyla baş başa bırakmayı tercih etmiştik. Yıllarca kravatlı, paralı-parasız, siyasette ve ticarette başarısız, sosyal hayatlarını gebe ilişkisiyle idame ettirmiş kişilerin ucuz piyon gazetecilik örneklerine oldukça aşina olmuştuk.

3 ayda 450 bin liralık bir rakamın ödenmemesi sonucunda 6 milyon avroluk gelirlerimize el konulduğunu öğreniyor ve 8,5 milyon lira olan vergi borçlarımız da bir anda 16 milyon lira gibi bir miktara ulaştığını, teftiş müfettişleri bizlere bildiriyorlardı. Sorumluluk nedir bilmeyen ve böyle bir zararı veren eski yöneticiler vergi dairesi ziyaretimizden de oldukça rahatsız oluyorlardı. Bu yüzden bizim bu çabamıza karşı kendi menfaatlerini hayata geçirmek amacıyla ‘Yeni Oluşum’ adı altında bir hareketi başlatmışlardı. Menfaatleri artık gün yüzüne çıkmıştı. Bunlar Sakaryaspor’un iflasını isteyen, sonra da logo ve isim hakkını satın alarak milyonluk hayalleriyle avuçlarını ovuşturan kişilerin ta kendileriydi. İflas davasından dört gece önce bunun farkına vardık. Sürekli ‘mağdur Sakaryaspor’ edebiyatı yapanlar, “bir ay içinde kökten çözüm olacak” diyenler kendi oluşturdukları borçlardan muaf tutulacaklarını da bildiklerinden, Yunus Akman’ı iflas için kullanıyorlar ve destekliyorlardı. Hayallerinde Sakaryaspor’u iflas ettiriyorlar, sportif borçları üstleniyorlar ve 1 milyonluk şehirde tek profesyonel kulübün 2015’te tamamlanacak yeni stadıyla birlikte sahibi oluyorlardı. Kravatlıların bu çirkin hayallerini ortadan kaldırmalıydık.

İflas davası için zaman daralıyordu. Biz Mesut Kavak, Gökhan Nar ve Zekeriya Yeşil ile birlikte İstanbul’da ofislerinde “İflası Erteleme” adı altında muhteşem bir çalışma yaptık. 10 Nisan günü mahkemeye giderek, iflası erteleme raporumuzu mahkeme heyetine sunduk. Hakime Hanım, Yunus Akman’ın avukatıyla protokol yapılması gerektiğini söyledi. Metin, Yunus’un avukatını aradı. Protokol ile ilgili görüşülmesi gerektiğini söyledi. Dava 11 Nisan’daydı ama nedense biz adliyeden ayrıldıktan iki saat sonra dava görülüyor ve Yunus’un avukatı dava dosyasının ödemesinin yapıldığını kamuoyuna duyuruyordu. Böylece iflas davası sona ermiş oluyordu. ‘Oluşumcular’ ise her nedense oluşumun İstanbul ayağının bu karar sonrasında sona erdiğini açıklıyorlardı. Yani kendi ağızlarıyla iflas ediş sonrası sportif borçları karşılayacak şirketin İstanbul’dan olduğunu bir anlamda duyurmuş oluyorlardı.

Bölüm 3: Don Kişot’un Köye Dönüşü

Durmuyorduk. Semt semt dolaşıp “Kurtuluşa Kadar Savaş” sloganı altında mücadeleyi şehrin tabanına yaymaya çalışıyorduk. Transfer yasağı yanına yasağı bulunan kulüplerin amatörden buldukları oyuncuları, ancak 12 ay boyunca bünyelerinde amatör olarak oynattıktan sonra profesyonel yapabilmesi şartı elimizi ayağımızı bağlıyordu. Bu yüzden bu durumda olan Kocaelispor ve Ankaragücü başkanlarıyla bir araya gelerek avukat arkadaşlarımızla birlikte TFF’ye bu haksız şartın ortadan kalkmasıyla ilgili dilekçe vererek talepte bulunduk. TFF’den olumsuz yanıt alsak da bu bizi yıldırmadı.

Herkes yaz tatili planları yaparken, biz tesislerde altyapı hocalarımızla, genç takımlardan davet ettiğimiz oyuncularla seçmeler yapıp, geleceğe dönük bir alt yapı planlaması yapıyorduk. Yasağı olan Sakaryaspor ancak bu şekilde nefes alabilirdi. Bu sırada Romanya 1. liginde oynayan Avrupanın en genç 2. takımı olan Hagi’nin çalıştırdığı Viitorul takımıyla hazırlık maçı ayarladık. Fakat yerel gazeteler, bu güzel gece maçına talep olmaması amacıyla, maçın iptal edildiğiyle ilgili haberler yaptılar. Oldukça çirkin 500 liralık(!) sabotaj haberler yani. Viitorul’a 4-1 kaybetsek de seçmelerdeki oyuncuları denemiş ve gözlemlemiş olduk.

Takımda ameliyat olmuş oyuncularımız vardı. Sebeplerini araştırmak içn Dr. Adem Aydın nezaretinde bir sağlık kurulu oluşturduk. Hiç bir belediyeden talebimiz olmazken emek sarf etmediğimiz hiç bir geliri kulübümüze layık görmedik. 95 taraftarımızı yapılan bağışlarla kulüp üyesi yaparak, kongrede taraftar gücü %35’lere varan bir gücü tutan tek taraftar grubu ve kulüp olduk. Bu sırada ortada bir adayları olmamasına rağmen ‘Oluşumcular’ yerel gazeteler aracılığıyla ardı ardına açıklamalarla bizi kongre kararı almamız konusunda baskı altına alıyorlardı. Biz ise aksine yaptığımız açıklamalarla, adayları varsa eğer projelerini, stratejilerini ve planlarını ve bu planlar için bütçelerini ağızlarından duymak istiyorduk. Normal şartlar altında ‘oluşumcular’ ile aynı rotada görev yapmayacak birisi ve eski başkan olan Selahattin Aydın’ı sürpriz bir kararla aday olarak gösterdiler. 15 işadamı bir araya gelip aylık 24 bin TL katkı sunarak kendisine destek olacaklardı. Kendisiyle görüştük. Saygılarımızı ilettik fakat bütçe ve planlama konusunda, kendisinin ‘oluşumcular’dan teminat alması konusunda kendisine ricada bulunduk. Sonuçta sevdamızı yeniden menfi kaygıların eline bırakamazdık. İlk görüşmemizde evrak ve güvence görmezse aday olmayacağını bizlere ileten Selahattin Aydın, ikinci görüşmede sözlere güvenerek hareket edeceğini bizlere iletti.

Metin koltuk sevdalısı bir adam olmadığı ve kravatlılar gibi düşünmediği için, Sakaryaspor’a faydası olacağını düşündüğümüz projelere destek verebileceğimizin samimiyetini de göstermek amacıyla kongre kararı alarak, kulübün önünü açmak istedik. Selahattin Aydın’ın iflası isteyen bir grupla yönetim kurması bizi ilk anlarda şaşırttığı kadar, 2014 Ocak’ında kendisinin bu kişilerin planlarıyla zıt düşmesi ve neredeyse istifa noktasına gelmesi bizi hiç şaşırtmamıştı. Kendisi halen Sakaryaspor başkanlığına devam ediyor.

Bizler köyümüze dönmeden önce külübümüzün maddi olarak kurtarılamayacak bir durumda olmadığını, insanların kişisel menfaatleri için futbol kültürünün henüz tam olarak oluşmadığı bir memlekette ne tezgahlar kurabileceğini ve en önemlisi hangi tuzak kurulursa kurulsun sevgiyle ve samimi bir çabayla bütün tezgahların yıkılabileceğini gördük. Kirli hesap içinde olanlara, onların muhataplarına ve memleketin şeffaflık konusunda eksik olanlarına kocaman bir ders verdik. Yel değirmenlerini 132 günde aşkımızla yendik.

Eğitimli ve ehliyetli kişilerin, görev tanımı şeffaf ve net bir şekilde belirlenmiş olarak kulüp yönetimlerinde samimi bir şekilde yer alması dileğiyle…

Tatangalar
Ağustos, 2014

B_At2mGU8AAGorx

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

admin