Bir hayat biçimi olarak; Deplasman

Deplasmanda gözünü açmış çocuklar olarak çoğumuzun yaşam biçimi kuşkusuz kilometrelerce yol gidilen deplasmanlardır.Hayatımızın en ilginç deneyimidir. Bir çoğumuz lise yıllarında bin bir türlü yalanla gitti bu deplasmana. Okulda yemedi, taşıta binmedi biriktirdi ve deplasmana gitti. Üniversite öğrencisi vizesini kaçırdı, finaline girmedi büte bıraktı, kirasını verdi deplasmana, kız arkadaşına yalanlar söyledi. İşçisi izin almak için taklalar attı ve nihayet hepsi takımına, armasına, rengine gidecek olan o eski otobüste buluştu.

Bir adap olarak, senelerdir tribünün tozunu yutmuş abiler arka beşliye oturur. Abilerle muhabbete girmek isteyen ve otobüsün heyecanından kopamayanlar sırasıyla arka beşlinin önündeki koltuklara yerleşirler ve ilk defa gelenler(bazı tribünlerde milli olmak denir bu duruma) en önlere otururlar. Onlar sessiz sakindirler. Çok bilinen bestelere eşlik ederler. İçmezler, içenlere iyi gözlerle bakmazlar. Kola ve cipsini alırlar bitene kadar takılırlar.
Ülke tribünleri olarak deplasmandan çok deplasman otobüsünü severiz. Deplasman otobüsü hareketlidir çünkü cenazeye veya seyahate gitmiyordur. Onlarca çile ile başka şehirde takımını desteklemek buna bir isim vermek ise çoğumuz için kısa ve nettir; “hayat biçimi.”

page2

Şehirden çıkmadan alkoller temin edilir, tekel bayisinden gerekli sinyallemeler yapılır ve kapaklar açılmaya başlanır. Deplasman otobüslerinin bestesi farklıdır. Stadlardakinden biraz ağırdır. Genelde aşk acısı, ayrılık temalıdır ve deplasmana gidilen takıma karşı ağır küfürler içerir.
Birinci, ikinci, üçüncü şişe derken besteler daha da ağırlaşır. Eski sevgililer akla gelir. Derin düşüncelere dalınır. Edebiyatla arası iyi olanlar beste yazar. En güzel pankart sözleri, sloganlar ve besteler de yine deplasman otobüsünde yazılır.

24.01 (840)

Günlerdir görülmeyen arkadaşlar ve abilerle muhabbet koyulaşır. Dert tasa unutulur her şey konuşulur ve her şey seviyelidir. Bir tribünün adabıdır, abilere saygı kardeşlere sevgi. Bu çizgi unutulmadığı sürece deplasman otobüsünde bir çatlak ses çıkmaz.

Deplasman yolunun sonunda şehre gelinir ve ilk taşlar gelmeye başlar. Arkadaki abiler kaptana inceden ”aç aç aç kapıyı” der, emanetlere sarılınır ve hurra aşağı inilir. Gerisi malum. Camlar iner, emanetler kalkar ortalık birden sessizleşir. Artık dönüş yolu daha çileli gerçekleşecektir.

page1

Misafir tribüne yanaşılır. Bileti olmayanlar kapıyı zorlar. Eğer stad yeni değilse, kapılara yüklenilir ve kırılması pek uzun sürmez. 1500 kişilik deplasman tribünü artık 2500 kişidir. Polisle yitişe kalkışa, cop, gaz yiyerek içeri girilir ve sonrası malumdur.

Deplasman hayattır, emek veren çile çeken taraftarın gideceği tek kapıdır. Deplasman kaybedenler kulübüdür, fikstüre ve puan farkına bakmaz. Deplasman çoğumuzun hayat felsefesidir, dünyada çekebileceği en tatlı çiledir. Deplasman kavgadır, takımına karşı sorumluluktur. Başka diyarlarda takımına gösterilecek en büyük vefadır. Deplasmanı yaşayın eğer hala yaşamadıysanız çok şey kaçırmışsınız demektir.

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

galacasual