Basta Infami Solo Lame

Bu olaydan birkaç hafta sonra, 12 Kasım 2003 Çarşamba günü Irak Nassiriya’da bulunan İtalyan askeri garnizonuna düzenlenen bombalı saldırıda 19 Carabinieri hayatını kaybetti. O hafta sonu Serie A’da tüm maçlar iptal edildi fakat ikinci ve diğer alt liglerde müsabakalar oynandı. Malum, ölen Askerler için saygı duruşu yapılacaktı ve bu durum çoğu tribünlerde tartışma konusu oldu. Saygı duruşu yapılacak kişiler Ultraların ortak düşmanı Carabinierilerdi. 1970’ler den kalan şöyle bir tezahürat var; “La disoccupazione/ti ha dato un bel mestiere/mestiere di merda/Carabinieri” Türkçesi “İşsizdin bir meslek edindin, boktan meslek, çevik kuvvet”. İşte bu tezahürat Livorno’da bir dakikalık saygı duruşunun ardından hep bir ağızdan söylendi. Mantova’da saygı duruşu esnasında tüm stat seremoniyi ıslıkladı. Bundan dolayı iki kulübe saha kapama cezası verildi. Ertesi hafta Serie A yeniden top başı yapıldı, ama durum bir önceki haftadan farklı değildi. Chievo-AC Milan maçında Fossa dei Leoni saygı duruşu yapılırken yukarıdaki tezahüratı başlattı. Milan kulübü diğerlerine nazaran şanslıydı sade 20.000 bin avro para cezasıyla kurtuldular.
Tribünlerden gelen sinyal durumun gün geçtikçe vahim boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyordu. Böyle olacağı belliydi, sade yasalar çıkarıp polise daha fazla yetki verir taraftarlarla baş başa bırakırsan sonucuna katlanmalısın. Bu husumet Devlet-Taraftar arasında değil tamamen devletin üniformasını taşıyan kendini rambo sanan çevik kuvvete yönelik düşmanlık. “Ne ekersen onu biçersin” demiş atalarımız! O yıllarda tribünler ikiye bölündü. Bir taraf devletin güvenlik güçlerine olan nefretlerinden vazgeçmeyenler diğer yanda tribün kültürünün devamı için taviz vererek mücadele edenler vardı. Bu esnada Kasım 2003’te AS Roma Ultraları bir bildiri yayınlayarak Olimpico stadı önünde dağıttı;

Neden B.I.S.L ?

B.I.S.L.( Basta infami Solo lame. Türkçe “Kahrolsun hainler Yaşasın bıçaklar” anlamına geliyor
Hepimiz AS Roma Taraftarıyız ama biz tek grup olarak hareket etmiyoruz, herkesin ortak görüşünü savunuyoruz. Bir fikir birliğinden yola çıkarak gerekirse aynı düşünceleri taşıyanları kabul edebiliriz. Fakat davaya ihanet edenler, kim olursa olsun kesinlikle aramızda yeri yok. Bu basit kural insanoğlunun yeryüzünde var olduğu günden beri geçerlidir. Bahsettiğimiz kişiler “Progretto Ultra” projesinde çalışanlar. Ekonomik açıdan kuşkusuz önemli proje. Malum devlet projeye maddi kaynak sağlıyor. Fakat bu kişiler ne kadar iyi niyetli olsalar da bizim “modern futbola” karşı verdiğimiz mücadeleden bir hayli uzaktalar. Düzenledikleri toplantılar verilen tavizlerle “modern futbolun” içine çekildiklerinin farkında değiller. Onlar, örneğin Atalanta ve Brescia taraftarlarını bir masa etrafında toplayıp bıçaklardan vazgeçmelerini istiyorlar. Hoş, bu sportmenliği ve fairplay’i savunan arkadaşlara ufak bir hatırlatma yapmak istiyoruz. Ultra olarak yaşamak suç işlemektir ve bu yüzden bazı temel kurallara bağlıdır. Bunlar “Sokak kurallarıdır”. Bir Ultra yeraltında doğar, yeraltında ölür. En önemli kural Arkadaşlarına ihanet etmez çünkü bizi yok etmeye çalışanlar en büyük ortak düşmanlarımızdır (medya, siyasetçiler, kulüp yöneticileri, çevik kuvvet) bunun dışında ortak noktamız olmadığı gibi, kendi aramızda yaptığımız kavgalarda kural olmayacaktır. B.I.S.L. kısaltması ne anlama geldiğini açıklamayacağız ama bu işin içinde olanlar ne anlama geldiğini biliyorlar. Bazı şeyleri aydınlığa kavuşturmak için bu bildiriyi yayınlıyoruz, başkada olmayacak. Yaşasın stat yasağı alanlar ve mahkûm edilenler. Kahrolsun hainler!

Bazı yerlerine katılmasam da AS Roma Ultralarının yayınladıkları bildiriden öte bir “manifesto” değeri taşıyor. Evet, açık konuşayım bende onlarla aynı fikirdeyim. Ultralar toplum dışı insanlar yeraltında doğan ve orada yaşayan “Sokak çocukları”. Kanun dışı, daima mevcut sisteme karşı savaşan hatta kendi renktaşları arasında bile hor görülen dışlanan kişiler. Yine de her şeye rağmen davasından hiçbir zaman vazgeçmeyen gerekirse tek başına bu yolda yürüyen ve bundan gurur duyanlardır! “Ne rossi ne neri, volti coperti e liberi pensieri”( Ne kırmızı ne siyah, yüzler sarılı fikirler özgür). Gerçek hayatta olduğu gibi tribünde tek kural geçer “Ya Bekçisin Ya da hırsız”(Nella vita come allo stadio, o sei guardia, o sei ladro).

Bildiride katılmadığım tek nokta kavgalarda kural kabul etmemeleri. Genç nesiler davanın başladığı yıllardaki manevi anlamını pek kavrayamazlar. Onlara göre kavgaların kuralsız sürmesi kulağa hoş gelir. Fakat gerçekler kâğıt üzerinde yazılanlar, ya da anlatılanlar gibi değildir maalesef. Canın yandığında anlarsın acı gerçekleri.
1990’lı yılların ortasında İtalya’da başlatılan “Progretto Ultra” ne yazık ki “batan Project”. Bunun bir sürü nedenleri var, en basiti farklı kültürün içinde İngiltere’de olduğu modele dayanan benzerini zorla taraftarı modern futbol formatının içine sokulmak istenmesi. Benzer proje aynı yıllarda Almanya’da başlatıldı ve günümüze kadar başarıyla sürüyor “Fan Projekt”. İlk başta benzer sorunlar yaşandı, İtalya ve İngiltere’de olduğu gibi taraftar formatı değiştirilmek istendi. Ama Almanlar yılmadı, tribün kültürünü mercek altına aldılar. Devletten gelen paraları uzmanlara harcadılar örneğin toplum sosyologlarına. Geri kalanını gönüllü taraftarların yoğun çabalarıyla gerçekleştirdiler. Böylece tribüncüleri de yakından tanıma fırsatı buldular. Ve en önemlisi tribünün kendine olan has dünyasının yapısını bozmadılar!

0405romaintersud7

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

admin