Babalar Günü – From Father To Son.

Çoğumuzun tuttuğu, tutulduğu, desteklediği, aşık olduğu ya da taptığı (ne derseniz deyin) takımda babalarımızın büyük bir etkisi olmuştur. En azından benim öyle. Galatasaraylı bir babanın Galatasaraylı oğluyum. Babam; her ne kadar benim kadar modern futbola karşı çıkmasa da (kuşak farkından dolayı olsa gerek.) hastalık derecesinde takımını destekler. Elbette hepimizin babasıyla yaşadığı futbolla ilgili anıları vardır. Benim için de en önemli olanı ve o günden sonraki tüm yaşantımı etkileyen olay şu olmuştur:

image

17 Mayıs 2000. (Galatasaray – Arsenal UEFA Kupası Finali)

O günün yarısını babamın omuzlarında geçirmiştim. Evimizde sabah erken kalkılmış, her zamanki gibi çay demlenmiş, kahvaltı edilmişti. 1 dakika 1 saat, 1 saat 1 gün gibi geliyordu. Zaman geçmek bilmiyor, maç saati gelmek bilmiyordu. Ben küçüktüm. Yapım gereği küçüklüğümde yaşadığım çoğu olayı unutmam, hatta o günün her anını hatırlıyorum. Her neyse öyle ya da böyle maç saati geldi. Babam ve 8-9 arkadaşıyla birlikte maçı izlemeye başlamıştık. (Babamın maçtan önce, 2 adet sakinleştirici hap aldığını 3 sene önce öğrendim.) Maçı anlatmadan penaltı atışlarına geçmek istiyorum. Patrick Vieira’nın kaçırdığı penaltıdan sonra kupanın geleceğini hissetmiştik, herkesin yüzünde ağlamaklı, heyecandan tir tir titreyen bir tebessüm vardı. Ben babamın yanında oturmuş şişe kolamı mavi pipetle içiyordum. Popescu topun başına gelirken babamın beni omuzlarına alıp ayağı kalktığını hatırlıyorum. ‘’Popescu vurdu goool! Kupa bizim!’’ sesini duyduktan sonra sakinleştiricinin etkisi geçmiş olacak ki, o anki heyecanla babam beni omuzlarından fırlattı. Arkaya düşmüş kafamın arkasını sandalyeye çarpmıştım. Kanıyordu. Biraz zaman geçtikten sonra nihayet peder bey omuzlarındaki boşluğu hissedip, benim yokluğumu anladı ve beni aramaya başladı. Bulması kolay oldu tabi. ‘’oğlum.. iyi misin?’’ sorusuna sol elim kafamın kanayan yerinde, sağ elim havada yumruk şeklinde; ‘’kazandık demi baba? Kazandık?’’ sorusuyla cevap vermiştim. Apar topar hastaneye. Kafaya 7 dikiş. O gece babamı hatırlıyorum, yüzünde üzüntüyle sevinci aynı anda yaşayan bir adam vardı.

father-son-sunrise

Babaların önemi büyüktür. Onun her davranışını örnek alır, saçlarımızı onun ki gibi tarayıp, onun arkasından bakarken onun gibi yürümeye çalışırız. Biz sokakta futbol oynarken, ola ki bizi izlemeye geldiği zaman daha hızlı koşup, daha fazla gol atmaya çalışırdık. Dünya’ya gözlerimizi açtığımız andan itibaren hep o vardır. Ofsaytı bize o öğretmiştir. Hangi yaşta olursak olalım, dünyanın en güvenli yeri onun yanıdır. Onunla maça gitmenin verdiği mutluluğu başka hiçbir şey vermez. Onun omuzlarındayken kendimizi dünyanın en güçlü insanı gibi hissederiz.

father-son-walking

Bizleri ‘’oğlum..’’ diyip bağrına basan, tuttuğumuz takımları, gittiğimiz deplasmanları, arka beşlide edilen o güzel muhabbetleri bize en güzel miras olarak bırakan, tüm babaların babalar günü kutlu olsun.

-From Father To Son.. Forever.
(son cümleyi neden İngilizce yazdım? I don’t have any fucking idea!)

-GSoldier.

Paylaş..Share on TumblrPrint this pagePin on PinterestShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someone

galacasual